17 Ocak 2018 Çarşamba

Ruh

RUH


Sabah namazının verdiği huşu ile biraz daha uyumaya niyetliydim ancak uyku benden yolunu almıştı ve gelmek istemedi. Kitap okumaya başladım ben de. Bugün 11 Temmuz idi. Benim dünyaya  misafir olmamın, bu dünyaya çağrılmamın günü; doğum günümdü. İlk ışıklar girdi odaya artık, güne mutlu bir surat ile merhaba deyip ev halkının bana yapacağı sürprizi düşünmeye başladım, yapacaklar mıydı acaba. Ev halkı kalkmış, kahvaltı sofrasına oturuyorduk. Yemek, temizlik derken öğle vakti girdi artık. Günün kalanını geçirmek üzere kendime uğraş arıyordum ki, amcamların da gelişiyle bir organizasyon yapılıyordu benim için. Mutluluk hormonları artış gösteriyordu şu dakikalarda. Bugünün güzelliği bu kutlamadan yana oldu. Günün sonunda yastığıma başımı koyduğumda başımda anne ve babam olduğuna, kardeşime ve bana iyilikler düşündüren arkadaşlarım ve dostlarım adına şükrediyordum. O esnada uyku kapımı çaldı ve benden ruhuma uyku hissiyatını vermek için izin bahşetti. Ben de olumlu bir tavırla karşıladım bu durumu. Uyku hissiyatımın bu gece bir rüya ile bölündü; gerçekliği hat safhadaydı. Gördüğüm izlenimler istenilecek, düşünülecek şeyler değildi.  Kendimi anlaması biraz zaman alan bir anda buldum. Yüzlerce insanın içinde ayakta duruyordum ve insanların hepsi bana gözleri ile dikkatli bir şekilde bakıyorlardı. Benden bir şey yapmamı bekliyordular ancak bunu anlayamamıştım. Sesleniyordum, ne yapmam gerektiğini soruyordum ancak kimse beni duymuyordu. Herkes bir yana dağılmaya başladı ve gökyüzüne bakmaya başladılar. Sela sesleri yankılanmaya başladı. Herkes ne yaptığını bilmez haldeydi. Evimi bulmaya çalıştım ancak insan yığınlarından hiçbir şey göremiyordum. Evimin bahçesine geldiğimde kapının önünde yüzlerce ayakkabı yığını vardı. Kimisi çocuk, kimisi genç, kimisi daha yaşlı insanların ayakkabısıydı. Bir an düşündüğümde aklıma insanlar öldüğünde kapısının önüne ayakkabısı koyulduğu geldi. Bahçeden çıkıp o mahşer kalabalığına geri döndüğümde bir anda insanlar tabutların içine girmeye başladılar ve havada bir hoparlör ile yansıtılırmışçasına hep birlikte söyledikleri kelime-i şahadet sesi duyuldu: “Eşhedü  en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasulüh”. Bu ses bu kelimeler şehadet şerbetinin içildiğini gösterdi bana. Tabutlarına girdikten sonra bana uyan gafletten, dua et, abdestini al ve hazırlan dediler. Büyük bir korkuyla uyandım sabaha ve ne yapacağımı bilemedim. Yüzümü yıkamaya gittiğimde aynada bana arkamdan abdestini al hazırlan diyen tabut içinde insan gördüm. Bir şeylerin olacağından korkmaya başladım. Bu endişe beni başka bir dünyaya daldırdı. Tabutta gördüğüm insan ruhları sürekli benimle birlikteydiler. Ancak bir şey yapmadığım için birkaç gün böyle zaman diyarından ayrıldı. Akşam vakti girmişti, kitap okuduğum anda internet ortamından bir haber geldi. Açmaya korkuyordum. Aynı vakitte herkes televizyonu açmama dair bana işaret ediyordu. Gördüğüm görüntü hiç de normal bir haber değildi. İnsanlar kaçışmaya başlamıştı. Allah’ım ülkemizi selamete erdir diye dua ediyorduk, bu bir kalkışma idi. Hissikablelvuku tam manasıyla olmuştu. Birileri huzurumuzu bozmaya kalkıyordu. Rüyamda gördüğüm sela sesleri yükselmeye başladığı vakitte herkes korku ile ne yapacağını şaşırmış vaziyette beklemekteydiler. O anların yaşandığı dakikalarda kara kutunun ekranından milli mücadeleyi yüceltmek için güçlü bir nida, bir sesleniş vardı halka : “Halkımızı meydanlara davet ediyorum.” . Şu bir cümle insanlara öyle bir inanç, öyle bir iman gücü verdi ki, birlik ve beraberlik duygusu büyük bir şevk ve gayretle var oldu. Gece yarısını geçiyordu vakit. Abdestimizi alıp sokaklara çıkmaya niyetlendik. Helalleştik aile üyeleri ile. Ezanlar hiç susmuyordu elhamdülillah. Birliğimizin hiçbir zaman bozulmadığını gösteren mücadeleci sesleniş hepimizi sokaklara dökmüştü. Ellerimizde bayraklarımız, dillerimizde tekbirlerimiz ile olabildiğince hızla meydanlara koşuyorduk. Bizleri bölmeye çalışan, kendilerini yükselişe geçecek sananlar rahat durmuyordu. Yollar insanların meydanlara gidişi sebebiyle kapanmıştı, ulaşım zordu. Havadan ve karadan olmak üzere saldırmaya kalkışıyorlardı. Allah milli mücadele ruhunu damarlarında taşıyan bu insanlara öyle bir güç, öyle bir inanç ve öyle bir iman selameti verdi ki üzerlerine yürüyen tanklar, ateş açan helikopterler hiçbir şekilde durduramadı onları. Bu dakikalar da ailemle birlikte ben de karşı koymaya çalışıyordum. Gidebildiğimiz kadar ileriye gittik ve bir askeri birliğin önünde buldum kendimi. Kapıda duran kendini bu milletin askeri olduğunu düşündüğümüz ancak ülkesine ihanet eden, üstündeki formayı hak etmeyen kişiye seslendim. İnsan işte, hala inanamıyordum. Benim askerim, benim polisim yapmaz bunu. Neden bunu yapıyorsunuz, yapmayın insanlar ölüyor bakın diye ona yaklaşmaya çalıştıkça bir anda kulağımdan hiç çıkmayacak bir ses duymuştum. Yaşadığım şoktan bir veya iki saniye sonra vurulduğumu anladım. Sağ tarafıma döndüğümde yanımda küçücük bir bedenin yerde tanınmayacak bir şekilde yattığını gördüm. Silah sesleri tekbirlerin yükselişi ve insanlarımızın kararlılığıyla kesiliyordu. Bir ateş ten sonra yere düştüm ancak hala insanların ne yaptığını görebiliyordum. Tanklar durdurulmaya çalışılıyordu ki bir anda bir ses çıktı kalabalıktan: “Egzozunu kapatırsanız tank durur.” dedi bir kişi. Bir amca gömleğini çıkartıp kapattı tankın egzozunu ve içine girdiğinde Allah öyle bir güç kuvvet vermişti ki içindekiler ona hiçbir şey yapamadı. Daha sonra onlara tankı nasıl durduracaklarını söyleyen insanı aradılar ancak öyle birinin olmadığının şaşkınlığı içerisinde kaldılar. Mücadelenin verdiği duygu ile milletin birliği bu durumun üstünden gelmişti. Bu esnada ben ise gözlerimi kapamanın eşiğindeydim misafir olduğum dünyaya. Rüyamda beni uyandırmaya çalışan tabutlar şimdi bana bir tabut açıyorlardı. Beni bekliyordular asıl dünyamın yolculuğuna. Yola çıkmak için hazırlandım ve birlik ve beraberliğin galip geldiğini gördüğüm anda benim için gözlerimin kapanması aslında yeni bir yolculuğa gözlerimin açılmasıydı. Zamanın var olan bir kavram olmaktan çıktığı yerde bana tabutla gelen kişiler Çanakkale ruhunu taşıyan, onun izlerini taşıyan kahraman yüreklerdi. Benim için de vakit geldi. Asrın yolculuğuna çıkıyorum.
               

Şiir Avcısı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM/Yeşim Korkmaz

 GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM Ben gelecekte istediğim iki meslek var. Birincisi subay olmak diğeri ise avukatlık. Ama bu aylarda daha çok avukat...