RUH
Sabah namazının verdiği huşu ile biraz daha uyumaya
niyetliydim ancak uyku benden yolunu almıştı ve gelmek istemedi. Kitap okumaya
başladım ben de. Bugün 11 Temmuz idi. Benim dünyaya misafir olmamın, bu dünyaya çağrılmamın günü;
doğum günümdü. İlk ışıklar girdi odaya artık, güne mutlu bir surat ile merhaba
deyip ev halkının bana yapacağı sürprizi düşünmeye başladım, yapacaklar mıydı
acaba. Ev halkı kalkmış, kahvaltı sofrasına oturuyorduk. Yemek, temizlik derken
öğle vakti girdi artık. Günün kalanını geçirmek üzere kendime uğraş arıyordum
ki, amcamların da gelişiyle bir organizasyon yapılıyordu benim için. Mutluluk
hormonları artış gösteriyordu şu dakikalarda. Bugünün güzelliği bu kutlamadan
yana oldu. Günün sonunda yastığıma başımı koyduğumda başımda anne ve babam
olduğuna, kardeşime ve bana iyilikler düşündüren arkadaşlarım ve dostlarım
adına şükrediyordum. O esnada uyku kapımı çaldı ve benden ruhuma uyku
hissiyatını vermek için izin bahşetti. Ben de olumlu bir tavırla karşıladım bu
durumu. Uyku hissiyatımın bu gece bir rüya ile bölündü; gerçekliği hat
safhadaydı. Gördüğüm izlenimler istenilecek, düşünülecek şeyler değildi. Kendimi anlaması biraz zaman alan bir anda
buldum. Yüzlerce insanın içinde ayakta duruyordum ve insanların hepsi bana
gözleri ile dikkatli bir şekilde bakıyorlardı. Benden bir şey yapmamı
bekliyordular ancak bunu anlayamamıştım. Sesleniyordum, ne yapmam gerektiğini
soruyordum ancak kimse beni duymuyordu. Herkes bir yana dağılmaya başladı ve
gökyüzüne bakmaya başladılar. Sela sesleri yankılanmaya başladı. Herkes ne
yaptığını bilmez haldeydi. Evimi bulmaya çalıştım ancak insan yığınlarından
hiçbir şey göremiyordum. Evimin bahçesine geldiğimde kapının önünde yüzlerce
ayakkabı yığını vardı. Kimisi çocuk, kimisi genç, kimisi daha yaşlı insanların
ayakkabısıydı. Bir an düşündüğümde aklıma insanlar öldüğünde kapısının önüne
ayakkabısı koyulduğu geldi. Bahçeden çıkıp o mahşer kalabalığına geri
döndüğümde bir anda insanlar tabutların içine girmeye başladılar ve havada bir
hoparlör ile yansıtılırmışçasına hep birlikte söyledikleri kelime-i şahadet
sesi duyuldu: “Eşhedü en la ilahe
illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasulüh”. Bu ses bu kelimeler
şehadet şerbetinin içildiğini gösterdi bana. Tabutlarına girdikten sonra bana
uyan gafletten, dua et, abdestini al ve hazırlan dediler. Büyük bir korkuyla
uyandım sabaha ve ne yapacağımı bilemedim. Yüzümü yıkamaya gittiğimde aynada
bana arkamdan abdestini al hazırlan diyen tabut içinde insan gördüm. Bir
şeylerin olacağından korkmaya başladım. Bu endişe beni başka bir dünyaya
daldırdı. Tabutta gördüğüm insan ruhları sürekli benimle birlikteydiler. Ancak
bir şey yapmadığım için birkaç gün böyle zaman diyarından ayrıldı. Akşam vakti
girmişti, kitap okuduğum anda internet ortamından bir haber geldi. Açmaya
korkuyordum. Aynı vakitte herkes televizyonu açmama dair bana işaret ediyordu.
Gördüğüm görüntü hiç de normal bir haber değildi. İnsanlar kaçışmaya
başlamıştı. Allah’ım ülkemizi selamete erdir diye dua ediyorduk, bu bir
kalkışma idi. Hissikablelvuku tam manasıyla olmuştu. Birileri huzurumuzu
bozmaya kalkıyordu. Rüyamda gördüğüm sela sesleri yükselmeye başladığı vakitte
herkes korku ile ne yapacağını şaşırmış vaziyette beklemekteydiler. O anların
yaşandığı dakikalarda kara kutunun ekranından milli mücadeleyi yüceltmek için
güçlü bir nida, bir sesleniş vardı halka : “Halkımızı meydanlara davet
ediyorum.” . Şu bir cümle insanlara öyle bir inanç, öyle bir iman gücü verdi
ki, birlik ve beraberlik duygusu büyük bir şevk ve gayretle var oldu. Gece
yarısını geçiyordu vakit. Abdestimizi alıp sokaklara çıkmaya niyetlendik.
Helalleştik aile üyeleri ile. Ezanlar hiç susmuyordu elhamdülillah.
Birliğimizin hiçbir zaman bozulmadığını gösteren mücadeleci sesleniş hepimizi
sokaklara dökmüştü. Ellerimizde bayraklarımız, dillerimizde tekbirlerimiz ile
olabildiğince hızla meydanlara koşuyorduk. Bizleri bölmeye çalışan, kendilerini
yükselişe geçecek sananlar rahat durmuyordu. Yollar insanların meydanlara
gidişi sebebiyle kapanmıştı, ulaşım zordu. Havadan ve karadan olmak üzere
saldırmaya kalkışıyorlardı. Allah milli mücadele ruhunu damarlarında taşıyan bu
insanlara öyle bir güç, öyle bir inanç ve öyle bir iman selameti verdi ki
üzerlerine yürüyen tanklar, ateş açan helikopterler hiçbir şekilde durduramadı
onları. Bu dakikalar da ailemle birlikte ben de karşı koymaya çalışıyordum.
Gidebildiğimiz kadar ileriye gittik ve bir askeri birliğin önünde buldum
kendimi. Kapıda duran kendini bu milletin askeri olduğunu düşündüğümüz ancak
ülkesine ihanet eden, üstündeki formayı hak etmeyen kişiye seslendim. İnsan
işte, hala inanamıyordum. Benim askerim, benim polisim yapmaz bunu. Neden bunu
yapıyorsunuz, yapmayın insanlar ölüyor bakın diye ona yaklaşmaya çalıştıkça bir
anda kulağımdan hiç çıkmayacak bir ses duymuştum. Yaşadığım şoktan bir veya iki
saniye sonra vurulduğumu anladım. Sağ tarafıma döndüğümde yanımda küçücük bir
bedenin yerde tanınmayacak bir şekilde yattığını gördüm. Silah sesleri
tekbirlerin yükselişi ve insanlarımızın kararlılığıyla kesiliyordu. Bir ateş
ten sonra yere düştüm ancak hala insanların ne yaptığını görebiliyordum.
Tanklar durdurulmaya çalışılıyordu ki bir anda bir ses çıktı kalabalıktan:
“Egzozunu kapatırsanız tank durur.” dedi bir kişi. Bir amca gömleğini çıkartıp
kapattı tankın egzozunu ve içine girdiğinde Allah öyle bir güç kuvvet vermişti
ki içindekiler ona hiçbir şey yapamadı. Daha sonra onlara tankı nasıl
durduracaklarını söyleyen insanı aradılar ancak öyle birinin olmadığının
şaşkınlığı içerisinde kaldılar. Mücadelenin verdiği duygu ile milletin birliği
bu durumun üstünden gelmişti. Bu esnada ben ise gözlerimi kapamanın
eşiğindeydim misafir olduğum dünyaya. Rüyamda beni uyandırmaya çalışan tabutlar
şimdi bana bir tabut açıyorlardı. Beni bekliyordular asıl dünyamın yolculuğuna.
Yola çıkmak için hazırlandım ve birlik ve beraberliğin galip geldiğini gördüğüm
anda benim için gözlerimin kapanması aslında yeni bir yolculuğa gözlerimin
açılmasıydı. Zamanın var olan bir kavram olmaktan çıktığı yerde bana tabutla
gelen kişiler Çanakkale ruhunu taşıyan, onun izlerini taşıyan kahraman
yüreklerdi. Benim için de vakit geldi. Asrın yolculuğuna çıkıyorum.
Şiir Avcısı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder