Bu başlangıcın sonu hiç var olmadı Şilan’ın
hayatında. Son kelimesi lügatında yer almak bir yana dursun, başlangıç
hayatının her zaman merkezindeydi. Hayatında ona arkadaş olan, üç maddeden
meydana gelen kalbi vardı: kalem, yazmak, hayal dünyası. Bu üç maddenin onu
hayatını yaşarken bir boşluğa düşüreceğinden, bir daha başlangıcının
olmayacağından haberi yoktu aslında..
“Yarınki
sayıda görüşürüz!” cümlesi ağzından dökülen son kelimeleri oldu Şilan’ın
başka bir Şilan olmadan önce. En sevdiği kalemleri ile birlikte caddede yol
alırken bir arabanın çarpmasıyla kaza geçirdi. Arabanın resmini çok iyi
kazımıştı aklına; gri bir araba ve eski model olduğunu resmetti kendine.
Bulunduğu yerden hızlı bir şekilde hastaneye götürüldü çarpan kişi tarafından.
Gözleri bir açılıp bir kapanıyordu dünyaya. Dünyadaki misafirliği sona eriyor
gibiydi. Kırk beş gün boyunca gözleri kapalı kaldı. Ona çarpan kişi asla yalnız
bırakmadı ve her gün onunla uyanıkmışçasına sohbet etti. Artık isyan etme
derecesine gelmişti ki, kırk altıncı günün sabahı Şilan gözleri açtı. “Günaydın Şilan, ben Akif. Bugün nasılsın?
Dün sohbetimiz yarıda kalmıştı, uyuya kaldın.” deyip Akif artık Şilan’ın
dünyasına iyice dahil olmuş gibi gözüktü. Şilan çok tuhaf bir tepki vermeyip o
da her gün onunla canlı canlı sohbet ediyormuş gibi karşılık verdi. Uyandıktan
bir hafta sonra hastaneden çıkıyordu Şilan artık ve Akif yine onunla
birlikteydi. Öyle gözüyor ki, Akif bundan sonra hep Şilan’ın yanında olacaktı.
Bu arada, Şilan da onu tanıyormuş gibi davranmaya devam ediyordu tabi. Şilan
evine gitmek istedi ve artık onun evinde Akif de kalacaktı. Akif’in onu çok
mutlu ettiğini düşünmeye başladı fakat bunu dilindeki kelimelere döküp Akif’e
de söyleyemiyordu. Halbuki, kaleminden resmedilen kelimeler artık daha çok,
daha derin anlam bulmaya başlamıştı Akif ile birlikte. Ona söyleyemediklerini
kağıda döküyordu her gün. Akif’e mektup yazıyor gibi hitap ediyordu kağıtlara.
Ona kendini ifade edecek kelime bulamıyordu çünkü. Kelimeler kifayetsiz kalır
sözü Şilan’ın hislerinde can buluyordu sanki. Gel zaman git zaman mektupları
artık o kadar çok birikti ki, sığmıyordu bir yere. Akif’ten de saklayamıyordu
mektupları artık. Bir gün yine yazarken : “ Kalbimin
var olduğunu anlamamı sağlayan, kapılarımı açan.. Bugün de söyleyemedim. Bugün
de mektuplarımda kaldın. Dünyamda kelimeler kalmadı artık seni ifade etmeye.
Kalbimin ferahlığı, bir gün söyleyeceğim sana ama ne zaman bilmiyorum. O güne
kadar bekleyeceğim seni.” Akif de okur arkasından yazdıklarını ama Şilan
bunun farkında değildir tabi. Akif hiçbir şey belli etmeden kenara çekilir ve
evden çıkmadan önce o da gizlice bir mektup yazar ve Şilan’ın masasına bırakır.
Şilan mektubu gördüğünde şaşırıp kalıyor ve okumak için can atıyordu. Okuduktan
sonra içine öyle güzellikler, mutluluklar doğdu ki, hislerinin Akif’de karşılık
bulduğunu gördü. Akif geldiğinde mutluluktan ne yapacağını şaşırıp hiçbir tepki
vermedi. Daha sonra odasına gidip yazdığı bütün mektupları getirip Akif’in
odasına bıraktı ve bu mektupların kendisinin bir yansıması, gönlündeki
hislerini döktüğü yoldaşları olduğunu söyledi. Birlikte okudular mektupları.
Hisleri birbirlerinde karşılık bulmuştu. Şilan’dan mutlusu yoktu artık. Her gün
gözlerini açtığında karşısında kalbinin ferahlığını görüyordu. Çok mutlu bir
şekilde gözlerini uykuya kapattı yine.
Gözlerini açmak istemiyordu sabah olduğunda. Sanki
hissediyordu bir şey olacağını. Gözlerini açtığında bambaşka bir yere, bambaşka
bir zamana açtı. Dört duvar arasında, bir yatak ve sadece bir kalemden ibaret,
bir köşeye çökmüş otururken buldu kendini. Anlayamadı ne olduğunu. Çok güzel
bir hayat sürüyordu, kabullenemedi hiçbir şeyi. Aklını kaybetmek üzereydi.
Aniden odasının kapısı açıldı ve Akif’in geldiğini ve onu bulunduğu yerden kurtaracağını
düşündü. Kapıyı açan bir doktor ve elinde kağıt ile Şilan’a açıklama yapmaya
çalıştı. Şilan buraya nasıl getirildiğini merak ediyor ve Akif’in nerede
olduğunu sordu doktora. Doktor aslında Şilan’ın iki aydır bu hastanede
yattığını ve hiç kimsenin onu ziyarete gelmediğini söyledi. Şilan hala
kabullenemiyordu olanları. Doktora Akif’le nasıl tanıştıklarını, yaşadıklarını
anlatmaya çalıştı ancak durum çok farklıydı. Aslında en başından beri, kaza
olduktan sonra, herhangi bir sorun yaşamadı ve kaza anı oradan kalkıp yürüyerek
ayrıldı. Ona çarpan kişiyi görmemişti bile. Kaza onu sadece psikolojik olarak
bir çöküntüye uğratmış ve yeni bir yazı yazmak için uğraşırken kendi hayal
dünyasına esir olmaya başlamıştı. Bunu gören arkadaşları da onu hastaneye götürmüştü.
Akif de, kaza sonrası yaşanlar da hepsi hayal dünyasının ürünüydü. Mektup diye
anlattıkları da hastanede yatarken elinde bulunan kalemle duvarlara attığı ufak
çiziklerdi. Kalbinin üç maddesi ,her ne kadar Şilan mutluluğunun kaynağı
olduğunu düşünse de, onun sonu getirenler ve başlangıçlarının sonunu getiren
çöküntüleri oldu.
SON.