15 Aralık 2018 Cumartesi

"11 DİL"


Başlıyordu ufaktan macera, endişe, korku duyguları yeşermeye içimizde. Son zamanlarına geldik artık formasyon eğitiminin. En güzel anlar başlıyordu. Staja gitmeye başlayacaktık. 3 Ekim itibari ile okullarımız belli oldu ve mutluluğumuz artmaya başlamıştı. Neyse, ilk hafta gittik herhangi bir şey yapmadık ve geri döndük. İkinci haftamız da aynı şekilde oldu. Üçüncü hafta gitmeye hazırlanıyordum ki staj yerlerinin değiştiğini öğrendim bir arkadaşımın arayıp haber vermesiyle. Bu sefer bir Anadolu lisesine gidiyordum: 15 Temmuz Anadolu Lisesi.  Macera Safranbolu’ya doğru yol almaya başladı. Üniversitedeki hocamız ile birlikte gittik, tanışma oldu okuldaki hocamız ile ve daha sonra tekrar geri döndük. Bir dahaki hafta gittiğimizde artık derslere girmeye başladık. İki sınıfımız vardı; sabah sayısal sınıfı ve öğleden sonra beni hayallerime taşıyan dil sınıfı J. Hocamızdan dil sınıfının olduğunu öğrendiğim andaki sevincimi anlatamam. Hep dua ediyordum Allahım ne olur dil sınıfı olan bir okul denk gelsin diye. Bu kadar istememin sebebi lisede beni yetiştiren, sınava hazırlayan hocalarım değerli Murat hocam ve pek sevgili Evrim hocam gibi ben de dil sınıflarını sınavlarına hazırlamak, onları yetiştirmek istiyorum. İlk zamanlarda sadece sohbet ediyorduk öğrenci arkadaşlarla bölümümüze, İngilizce sevgisine dair. Şimdi konu anlatımlarımız başlıyordu artık ve ilk anlatımım en özel, en güzel anlara dil sınıfına idi. Yeri geldi oyun oynadık, yeri geldi dil bilgisi işledik birlikte. Çekilen o güzel anı fotoğraflarının ilkinde kendi kendime şöyle dedim: Allahım sana sonsuz şükürler olsun, hayallerimdeyim. Bana hayallerimde uçmayı, dil sınıfı ile olmayı nasip ettin. İsimlerini öğreniyorduk artık yavaş yavaş J. Zaman o kadar çabuk geçti ki stajın son haftalarına doğru gelmiştik artık. Son hafta öğrencilere konu anlatmaktansa farklı bir şey yapmak istedim. Derse dair bir şey değilde, hayat boyu onlara rehber olacak bir şey olsun istedim. Kitaplarla ilgili bir şey olmalıydı ve onlara anı kalacak bir şey de bırakmalıydım. İnsan nedir, var olmasının amacı nedir gibi sorulara cevap aradım kendimce. Öğrenmek ve öğrendiğini öğretmek olmalıydı amacımız. Bu yolda ilerlerken yanımıza en büyük yoldaşımız kitaplarımız olacaktı. Son haftadan bir hafta önce neden bu bölümde olduklarını ve hayallerini yazmalarını istemiştim öğrencilerden ve bu hayallerine yönelik onlara ufak notlar ve yoldaşları olacak kitaplarına yer verecek her birine özel birer kitap ayracı hazırladım. Kitaplarla ilgili konuşmamız bittikten sonra her birine hediyelerini dağıttım. Dağıttıktan sonra iki öğrenci şöyle bir şey söylediler: “Hocam bir kere sarılabilir miyiz?”. O kadar tuhaf oldum, mutlu oldum ki. Ne mutlu bana kalplerinde yer edinebildim. Onların bana en güzel hediyeleri ise dillerinden “Hocam” kelimesinin dökülmesiydi. Bu benim duyacağım en güzel şeydi. Hepinize çok teşekkür ediyorum; Elif Zeynep, İrem, Gökay, Elif, Borahan, Ece, Betül, Beyza Nur, Ümitcan, Beril Su, Emir, Engin, Onurkan, Gizem ve hayalinde ismini yazmayan öğrenci ismini hatırlamıyorum kusura bakma J. Hepiniz var olun, hayallerinizde yaşamanız duası ile.  J

25 Mayıs 2018 Cuma

Aşk’ın Aşk Hali: Mevlana



     -  İnsanın toprağı aşk şebnemi ile yoğruldu. Ruhun damarına aşkın neşteri vuruldu. Ondan bir damla aktı. Ve ona da “gönül” adını verdiler.  -
Hayranlıkla, büyük bir şevkle okuduğum bir kitaba daha merhabalar efendim. Bu kitap o kadar güzel bir kitaptıki serisinin devamını da heyecanla beklettirdi bana. Çok detaya girmeden hazinemin üyelerinden biri olan kitabımızın adını verelim: ‘Aşkın Gözyaşları 2: Hazreti Mevlana’. Yazarımız ise Sinan Yağmur. Başka kitaplarını da okuma fırsatım oldu yazarımızın ve yine güzellikler içeriyordu bir hayli. Hatta şu aralar yeni bir tane de çıkarmış olması gerekiyor yanlış hatırlamıyorsam. Serinin ilk kitabını instagramda gezerken gözüme takıldı ve hemen sipariş verdim. Daha sonra baktım güzel gidiyor diğerinide o an en çabuk ulaşabileceğim üniversitenin kütüphanesinden ödünç aldım. Nasıl heyecanlıyım okuyacağım, elimde diye anlatamam. Bir heyecanla hemen başladım kitaba. Elimden geldiğince kısa bir sürede bitirmeye çalıştım ve dört günde bitirdim kitabı. Kitabın sonuna geldiğimde bir düşünce geçti aklımdan ki iyiki okumuşum, iyiki görmüşüm bu kitapları dedim. Mevlana’nın aşkını, Allah yolundaki sevgisini o kadar güzel resmetmiş, o kadar güzel kağıda dökmüş ki gerçekten de büyük bir hayranlıkla okudum bu kitabı. Bu kadar beğenmemin sonucu olarak kitaptan aldığım bazı alıntılarımı buraya da dökmek istiyorum okunup dahada çok okutulması için.

    Yollar aştım, Kabe’yi tavaf ettim; yaşlıya, gence, kadına, erkeğe, her yüreğe sığınak olan Kabe’de nurun aşka nasıl dönüştüğünü gördüm ve elimi açıp aşk dilendim: “Nar olmadan, nur olunmaz, nur olunmadan aşka visâl bulunmaz. Yak beni Rabbim!

Katre katre sen kokarsın toprağa nihayet düştüğümde. Ruhumun arzu dolu meyvesi sensin. Hani nerede aşkın sahibi gönül? Sevdam sana, gülüm sevdaya.

Suskunluğum ateşleri içmekti, içtim. Yalnızlığım boynuma çeken hükümsüzlüktü, hükümsüzüm. Hafızamdaki bütün harfleri döktüm, alfabesizim.

Aşk ruhunu kalemin ucundan içiyor.

NOT: Kıssadan hisse şudur ki, Allah aşkı ile yanarsan dünya saadetini zaten bulmuşsundur. Dünyalık hiçbir sevgi de Allah sevgisinin önüne geçmemelidirki bu sebepten burda şu söz devreye girer: “Sadakat henüz tanımadığın eşini düşünerek beklemektir.”


7 Nisan 2018 Cumartesi

Bir Kitap İncelemesi: Sefer Darıcı "Sübliminal İşgal"


Sefer Darıcı adlı yazarı izlediğim Öteki Gündem adlı programda duydum ilk olarak. Daha sonra bu kitabını gördüm “Sübliminal İşgal”. Kitap gerçektende algı oyunlarının nasıl yapıldığına dair çok güzel örnekler, sembollerle nasıl insanların beynine oyunlar yapıldığını göstermekte. O kadar tahmin edilmeyecek reklamlar, fotoğraflar altında o kadar anlam yüklü algı oyunları, sübliminal mesajlar var ki ilk okuduğunda ‘hadi canım’ diye tepki veriliyor gerçektende. Beğendiğim, ilgimi çeken alıntıları paylaşmak istiyorum şimdi sizlerle.
1-      İkna edici mesaj stratejileri:
Kapıyı aralama
Kapıyı Kapama
Gitgide artan ricalar
Sadece o değil
Evet- evet
Acaba değil hangi
Soruya soruyla yanıt verme
Yer etme
Borca sokma
Önce ver sonra geri al
2-      Kadınlar kapitalist sistemde önemlidir, çünkü tüketicidir.
3-      Mc Donald’s firmasının renklerinin sarı ve kırmızı olmasının sebebi insan beyninde bu iki rengin en fazla iştah açan renkler olduğunun ispatlanmasıdır.
4-      USA Rice Federation, geçtiğimiz Ramazan ayında İstanbul’daki otobüs, metrobüs duraklarını, içlerini reklam afişleriyle donattı. Afişlerin sloganı aynen şu : “Ramazan Sofralarının Vazgeçilmezi: AMERİKAN PİRİNCİ.”
5-      Tek tek sayılıp kesin bir rakam verilmesede insan beyninde yaklaşık 100 milyar civarında nöron ve sayısız bağlantı olduğu tahmin edilmektedir. İşte bu nöronlar sayesinde bilgi alışverişi ışık hızında gerçekleşir. İnsan yaşamı boyunca en fazla sahip olduğu kapasitenin %8-13 kadarını kullanabilmektedir.
6-      İnsan beynini temsil edebilecek bir bilgisayar yapılmak istense, bu bilgisayarın modern teknoloji kullanılarak, mikro ölçekteki parçalarla dahi yerküremizden daha büyük bir alanı kaplayacağı hesaplanmıştır.
7-      Bir oran vermek istersek bilincimiz beynimizin %5’ini, bilinçaltımız ise %95’ini oluşturuyor.

Son olarak şunu demek isterimki yazı yazmaktan ve okumaktan asla vazgeçmeyin. Bir de beğendiğiniz, ilginizi çeken yerleri mutlaka çizin, not edin bir yerlere.

29 Mart 2018 Perşembe

Stream of Sins


It was a long time not to see you in my vision. You were lost for months, for years. Many disasters passed over me and you never seemed to cope with them together. People were taking drugs to make themselves feel relax with unreal lives in social life. They were getting more and more sluggish. After months, I went outside to analyze people’s epiphany from my own point of view. One day, the boy suddenly came towards me and said to me to find who I am. He always told this until I bought bread to eat and arrived home. Bread was unusual for me. I have never eaten since you have lost. My body was about to destroy before reaching the real creature. The death knife was coming towards me. If I was killed with it, I was going to be destroyed forever. There was no hope. Hope was hurting. I kept my belief down and tried to end this unnecessary life story. At that moment, you showed me up yourself again. The clues of life I have became alive once more. You were my source. You were my target. I started to have a real life when I make my way to you. Dead life came to an end so the life was just starting with new reformations. I found a job and built a land on which people got rid of their busy world life and reach to their own personality. You were always with me, as well. You put the way the formal businesses. Happy land was a perfect creation with you. Every day we would start with a magnificent breakfast and then we would get the job. Today after the day was better. Priority was characterization and also interaction of our souls with sincerity. Our customers were always old or seemed old. Just some of them were young. The kid I talked before you turned back was also coming to the happy land. He always kept telling his questions in the long run. However I never answered and never listened to him. After passing a few days, I learnt that the kid had died in a car accident deliberately. This circumstance woke my question up from the kid’s death. “Who am I?” At those times, you always asked questions related to what happened and what made me so sad. I did not utter anything. Words wanted to escape from my mind. My conscious did not find an answer for this. It was like it was gone. I was unconscious. Angels, superior creators wanted me to give this an end.
As soon as I focused on answering the question so much, you were disappeared again. This made my way to eternity. Devastations occurred again and again. The happy land we formed was vanished suddenly without any destruction or fatal disaster. As long as time passed, I realized the only truth. The thing I did not have for a long time was my conscious. It abandoned me. When you left me for the second time, it was your disappearance from my mind forever. You never existed again after you died. You were dead, yeah. Moreover, it was me who killed you, slaved your soul. I was depressed in my loneliness because of my regret and unconsciousness. I was just trying to make myself feel relax with your vision, your dream. The place we built the happy land was your cemetery. All the customers were the dead ones. The kid I talked was really alive and he tried to make me turn to my own reality. Meanwhile, when I noticed all of these, I understood one thing that I was living in my own hell because of sins I committed. The outcome was highlighted in my mind: I got what I deserved.

24 Ocak 2018 Çarşamba

BEN DE BU AİLEDENİM!



Seçmeler arası yapılan bir açıklama bana hayallerimi gerçekleştiremeyeceğim yönünde bir düşünce verdi. Kafamda kurduğum dünyam aslında bunun bir yanılsama olduğunu ve gerçeği göremediğimi söylüyordu. Başkalarının yargılarının beni yönlendirmesine izin vermemem gerektiğini not ediyordu. Mesai saatleri geçip kapılar yüzüme kapandığında geriye bir ben bir de içimdeki dünyam kaldık. İki arkadaş yaşamaya devam ettik bir süre daha. Odamın köşesinde beni bekleyen kağıdım boş kalmaktan kalemime küsmüş, simsiyah bir renge bürünmüştü. Elimi şöyle bir dokundurduğumda hayallerimi paylaştğım, anılarımı, sevincimi, üzüntümü sohbetle gösterdiğim o satırlar bir anda canlanıverdi gözümde. Başına oturmamla kalemimin elimden düşmesi bir oldu. Kalemimle barışık değiliz artık. Satırların üzerinde uykuya dalmışken dünyam bana uyanmam gerektiğini kapımın çalması beni birazdan hayallerime adım attıracağını söylüyordu. Gelen tebligat yüzüme kapanan kapıların tekrar açılmaya hazır ve dünyamı artık dışarıya yansıtmamın vaktinin geldiğini söylüyordu. Heyecandan ne yapacağımı şaşırmıştım. Adrenalin hat safhadaydı bedenimde. Kapanan kapılar şu an tam önümdeydi. Gözlerim artık gerçeğe, olmam gereken yere bakıyordu. Ben de artık bu ailenin bir neferiydim, üstümde büyük bir onur taşıyordum. Çok şükür ki olmam gereken yerdeyim :  Türk Silahlı Kuvvetleri.

19 Ocak 2018 Cuma

MAGIC OF CEMETERY


                                            MAGIC OF CEMETERY

Once upon a time,
There was a family who lived all the time in a manor. They were so rich. They
would buy whatever they wanted. They were five in number. Mother, who was
called Melda, was very beautiful woman. She was a lawyer who investigated
crimes. She would go every area of the country. She would try to find
murderers. Father, who was called İsmail, was a secret MIT agent. He would
research what people do and he would listen to criminal people. Their son, who
was called Yusuf, was an instructor in a university. Their young daughter, who
was called Sude, was a singer in a music club. Their old daughter, who was
called Merve, had no work. All the time she was at home and she would not go
anywhere. She would not be able to go out of home.
 
 One day, they had a breakfast all together. Everybody was going to go to work.
Suddenly, Merve wanted to go outside, too. Everybody was amazed and
became glad. After Melda gathered around the breakfast table, they went
outside and got on their car. There was so much traffic in the way. Suddenly,
the way became empty and İsmail drove the car speedily. Although his wife
said: “Do not use the car so speedily” , he did not listen her and he continued
to drive. Children were getting scared, too but everything was getting well. The
way was not so crowded.
 

    Out of blue, cars seemed in the way and they were coming towards İsmail’s
car. He did not see them and the inevitable occurred - a serious accident- . They
crashed each other. There became a big explosion. Everyone was scattered
around. Nobody could escape from the cars. They died. In the car of this family,
everybody was injured except for Merve. She had no injury. She was very
healthy. She did not do anything in order to save them. She lost suddenly and
her family stayed there. After two hours, while a car was passing from that
way, someone saw them and came near them. He called ambulance quickly
and waited for them until ambulance came. After half an hour, ambulance
came and carried them off to the hospital. It was not still being known where
Merve was. Her parents, brother and sister got conscious after twelve hours.
They were asking doctors where Merve was. When Melda heard Merve was
lost, she fainted. Police and soldiers were searching for Merve. Nobody could
find her. Actually nobody thought that she could be at home. Suddenly Yusuf
thought that she could be at home and he went home. Merve was at home. He
became so happy when he saw her. He ran to hug Merve but Merve was not
moving. She was neither laughing nor crying. Yusuf could not understand what
happened to her. While he was trying to talk to Merve, their parents and sisters
came.
  
 They scared when they saw Merve at that situation. Merve was not being able
to spill her guts. She was not being able to speak. Suddenly, she started to cry.
She slept while she was crying. The other people slept, as well.
  
At midnight, Merve woke up and she went to the kitchen. She took the lighter
and fired the carpet. After she fired, she immediately went to her room and
slept. While she was sleeping, Yusuf woke up and smelled an eccentric scent.
There was a mist scent. He woke up quickly and woke his parents and sisters
up. The house was on fire. Merve was very calm. She was not worried at all.
They went out quickly and ran away from there. Firemen came here and they
tried to put out that fire. They worked so much and finally, they put out.
Everything was burnt. They had no beverage. They had no dress. Fortunately,
İsmail had money and they stayed in a hotel one day. After that, they rented a
house which had furniture. They bought beverage, something and they started
to live there. Merve was not at home again. She went to   cemetery without
willing. She found herself while she was hugging a tomb. She could not
understand why she was doing this. She got up and ran towards home. She
went out her room running and slept quickly. When her family asked what
happened, she could not answer again. She did not talk to anybody. Her sister
and brother got scared of Merve. They did not want to be together with her.
After everybody slept, Merve went to the kitchen again. At that time, she
opened gases and she sat there. Scent of gas spread everywhere. Everybody
woke up and escaped outside. They got amazed again and again.
Unfortunately, they moved from this home, too. Finally, İsmail bought a house.
They were going to live there for good. At that home, everybody had a room
but the biggest room belonged to Merve. She put nothing inside. She only put
her dresses.

 
    At midnight, she went to the cemetery again. After that she got lost since
then. Everybody went to search Merve but nobody could find her. While they
were searching for Merve, they saw a grave which had been opened. They
were scared so much. What is more, there was not a corpse in grave. Merve
was not here, either. They got scared much more. Nobody was searching for
Merve anymore. After twenty four hours, she came home by herself. She was
injured so much. Her face was in blood. Melda immediately took her inside
home. She carried Merve off to her own room. She slept there after she took
her drugs. Her mother waited next to her until the midnight. After that Melda
went her bedroom and she slept. After she went, Merve woke up again but this
time, she did not go to cemetery before. She started to cry very loudly.

Actually, she was not crying really. She was doing this so as to call her mother.
When Melda heard Merve’s voice, she went Merve’s room bu she could not
see her. Merve was at her back. Suddenly, she shot her with a bowl and her
mother fainted. Merve carried her to the cemetery. After that, she came home
back and she started to call her father. İsmail came next to his daughter quickly
but Merve was not here again. She shot her father with a gun. She cut her
father’s cheeks with a knife. After that, she carried him off to the cemetery. She
buried her father and mother in some grave which had been digged. While she
was laughing, she closed them with soil. After she did this, she dig a grave more
for herself. She entered the tomb and she cut her own fingers with knife but



she was not crying. She was laughing. After she cut her fingers, she shot herself
with a gun. She laughed even while she was dying. She died laughing with a
loud voice.
                                                   

                                               -THE END-

                                                                                                            Gamze Şenol

17 Ocak 2018 Çarşamba

Ruh

RUH


Sabah namazının verdiği huşu ile biraz daha uyumaya niyetliydim ancak uyku benden yolunu almıştı ve gelmek istemedi. Kitap okumaya başladım ben de. Bugün 11 Temmuz idi. Benim dünyaya  misafir olmamın, bu dünyaya çağrılmamın günü; doğum günümdü. İlk ışıklar girdi odaya artık, güne mutlu bir surat ile merhaba deyip ev halkının bana yapacağı sürprizi düşünmeye başladım, yapacaklar mıydı acaba. Ev halkı kalkmış, kahvaltı sofrasına oturuyorduk. Yemek, temizlik derken öğle vakti girdi artık. Günün kalanını geçirmek üzere kendime uğraş arıyordum ki, amcamların da gelişiyle bir organizasyon yapılıyordu benim için. Mutluluk hormonları artış gösteriyordu şu dakikalarda. Bugünün güzelliği bu kutlamadan yana oldu. Günün sonunda yastığıma başımı koyduğumda başımda anne ve babam olduğuna, kardeşime ve bana iyilikler düşündüren arkadaşlarım ve dostlarım adına şükrediyordum. O esnada uyku kapımı çaldı ve benden ruhuma uyku hissiyatını vermek için izin bahşetti. Ben de olumlu bir tavırla karşıladım bu durumu. Uyku hissiyatımın bu gece bir rüya ile bölündü; gerçekliği hat safhadaydı. Gördüğüm izlenimler istenilecek, düşünülecek şeyler değildi.  Kendimi anlaması biraz zaman alan bir anda buldum. Yüzlerce insanın içinde ayakta duruyordum ve insanların hepsi bana gözleri ile dikkatli bir şekilde bakıyorlardı. Benden bir şey yapmamı bekliyordular ancak bunu anlayamamıştım. Sesleniyordum, ne yapmam gerektiğini soruyordum ancak kimse beni duymuyordu. Herkes bir yana dağılmaya başladı ve gökyüzüne bakmaya başladılar. Sela sesleri yankılanmaya başladı. Herkes ne yaptığını bilmez haldeydi. Evimi bulmaya çalıştım ancak insan yığınlarından hiçbir şey göremiyordum. Evimin bahçesine geldiğimde kapının önünde yüzlerce ayakkabı yığını vardı. Kimisi çocuk, kimisi genç, kimisi daha yaşlı insanların ayakkabısıydı. Bir an düşündüğümde aklıma insanlar öldüğünde kapısının önüne ayakkabısı koyulduğu geldi. Bahçeden çıkıp o mahşer kalabalığına geri döndüğümde bir anda insanlar tabutların içine girmeye başladılar ve havada bir hoparlör ile yansıtılırmışçasına hep birlikte söyledikleri kelime-i şahadet sesi duyuldu: “Eşhedü  en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasulüh”. Bu ses bu kelimeler şehadet şerbetinin içildiğini gösterdi bana. Tabutlarına girdikten sonra bana uyan gafletten, dua et, abdestini al ve hazırlan dediler. Büyük bir korkuyla uyandım sabaha ve ne yapacağımı bilemedim. Yüzümü yıkamaya gittiğimde aynada bana arkamdan abdestini al hazırlan diyen tabut içinde insan gördüm. Bir şeylerin olacağından korkmaya başladım. Bu endişe beni başka bir dünyaya daldırdı. Tabutta gördüğüm insan ruhları sürekli benimle birlikteydiler. Ancak bir şey yapmadığım için birkaç gün böyle zaman diyarından ayrıldı. Akşam vakti girmişti, kitap okuduğum anda internet ortamından bir haber geldi. Açmaya korkuyordum. Aynı vakitte herkes televizyonu açmama dair bana işaret ediyordu. Gördüğüm görüntü hiç de normal bir haber değildi. İnsanlar kaçışmaya başlamıştı. Allah’ım ülkemizi selamete erdir diye dua ediyorduk, bu bir kalkışma idi. Hissikablelvuku tam manasıyla olmuştu. Birileri huzurumuzu bozmaya kalkıyordu. Rüyamda gördüğüm sela sesleri yükselmeye başladığı vakitte herkes korku ile ne yapacağını şaşırmış vaziyette beklemekteydiler. O anların yaşandığı dakikalarda kara kutunun ekranından milli mücadeleyi yüceltmek için güçlü bir nida, bir sesleniş vardı halka : “Halkımızı meydanlara davet ediyorum.” . Şu bir cümle insanlara öyle bir inanç, öyle bir iman gücü verdi ki, birlik ve beraberlik duygusu büyük bir şevk ve gayretle var oldu. Gece yarısını geçiyordu vakit. Abdestimizi alıp sokaklara çıkmaya niyetlendik. Helalleştik aile üyeleri ile. Ezanlar hiç susmuyordu elhamdülillah. Birliğimizin hiçbir zaman bozulmadığını gösteren mücadeleci sesleniş hepimizi sokaklara dökmüştü. Ellerimizde bayraklarımız, dillerimizde tekbirlerimiz ile olabildiğince hızla meydanlara koşuyorduk. Bizleri bölmeye çalışan, kendilerini yükselişe geçecek sananlar rahat durmuyordu. Yollar insanların meydanlara gidişi sebebiyle kapanmıştı, ulaşım zordu. Havadan ve karadan olmak üzere saldırmaya kalkışıyorlardı. Allah milli mücadele ruhunu damarlarında taşıyan bu insanlara öyle bir güç, öyle bir inanç ve öyle bir iman selameti verdi ki üzerlerine yürüyen tanklar, ateş açan helikopterler hiçbir şekilde durduramadı onları. Bu dakikalar da ailemle birlikte ben de karşı koymaya çalışıyordum. Gidebildiğimiz kadar ileriye gittik ve bir askeri birliğin önünde buldum kendimi. Kapıda duran kendini bu milletin askeri olduğunu düşündüğümüz ancak ülkesine ihanet eden, üstündeki formayı hak etmeyen kişiye seslendim. İnsan işte, hala inanamıyordum. Benim askerim, benim polisim yapmaz bunu. Neden bunu yapıyorsunuz, yapmayın insanlar ölüyor bakın diye ona yaklaşmaya çalıştıkça bir anda kulağımdan hiç çıkmayacak bir ses duymuştum. Yaşadığım şoktan bir veya iki saniye sonra vurulduğumu anladım. Sağ tarafıma döndüğümde yanımda küçücük bir bedenin yerde tanınmayacak bir şekilde yattığını gördüm. Silah sesleri tekbirlerin yükselişi ve insanlarımızın kararlılığıyla kesiliyordu. Bir ateş ten sonra yere düştüm ancak hala insanların ne yaptığını görebiliyordum. Tanklar durdurulmaya çalışılıyordu ki bir anda bir ses çıktı kalabalıktan: “Egzozunu kapatırsanız tank durur.” dedi bir kişi. Bir amca gömleğini çıkartıp kapattı tankın egzozunu ve içine girdiğinde Allah öyle bir güç kuvvet vermişti ki içindekiler ona hiçbir şey yapamadı. Daha sonra onlara tankı nasıl durduracaklarını söyleyen insanı aradılar ancak öyle birinin olmadığının şaşkınlığı içerisinde kaldılar. Mücadelenin verdiği duygu ile milletin birliği bu durumun üstünden gelmişti. Bu esnada ben ise gözlerimi kapamanın eşiğindeydim misafir olduğum dünyaya. Rüyamda beni uyandırmaya çalışan tabutlar şimdi bana bir tabut açıyorlardı. Beni bekliyordular asıl dünyamın yolculuğuna. Yola çıkmak için hazırlandım ve birlik ve beraberliğin galip geldiğini gördüğüm anda benim için gözlerimin kapanması aslında yeni bir yolculuğa gözlerimin açılmasıydı. Zamanın var olan bir kavram olmaktan çıktığı yerde bana tabutla gelen kişiler Çanakkale ruhunu taşıyan, onun izlerini taşıyan kahraman yüreklerdi. Benim için de vakit geldi. Asrın yolculuğuna çıkıyorum.
               

Şiir Avcısı

GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM/Yeşim Korkmaz

 GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM Ben gelecekte istediğim iki meslek var. Birincisi subay olmak diğeri ise avukatlık. Ama bu aylarda daha çok avukat...