Başlıyordu ufaktan macera, endişe, korku duyguları yeşermeye
içimizde. Son zamanlarına geldik artık formasyon eğitiminin. En güzel anlar
başlıyordu. Staja gitmeye başlayacaktık. 3 Ekim itibari ile okullarımız belli
oldu ve mutluluğumuz artmaya başlamıştı. Neyse, ilk hafta gittik herhangi bir
şey yapmadık ve geri döndük. İkinci haftamız da aynı şekilde oldu. Üçüncü hafta
gitmeye hazırlanıyordum ki staj yerlerinin değiştiğini öğrendim bir arkadaşımın
arayıp haber vermesiyle. Bu sefer bir Anadolu lisesine gidiyordum: 15 Temmuz
Anadolu Lisesi. Macera Safranbolu’ya
doğru yol almaya başladı. Üniversitedeki hocamız ile birlikte gittik, tanışma
oldu okuldaki hocamız ile ve daha sonra tekrar geri döndük. Bir dahaki hafta
gittiğimizde artık derslere girmeye başladık. İki sınıfımız vardı; sabah
sayısal sınıfı ve öğleden sonra beni hayallerime taşıyan dil sınıfı J. Hocamızdan dil
sınıfının olduğunu öğrendiğim andaki sevincimi anlatamam. Hep dua ediyordum
Allahım ne olur dil sınıfı olan bir okul denk gelsin diye. Bu kadar istememin
sebebi lisede beni yetiştiren, sınava hazırlayan hocalarım değerli Murat hocam
ve pek sevgili Evrim hocam gibi ben de dil sınıflarını sınavlarına hazırlamak,
onları yetiştirmek istiyorum. İlk zamanlarda sadece sohbet ediyorduk öğrenci
arkadaşlarla bölümümüze, İngilizce sevgisine dair. Şimdi konu anlatımlarımız
başlıyordu artık ve ilk anlatımım en özel, en güzel anlara dil sınıfına idi.
Yeri geldi oyun oynadık, yeri geldi dil bilgisi işledik birlikte. Çekilen o
güzel anı fotoğraflarının ilkinde kendi kendime şöyle dedim: Allahım sana
sonsuz şükürler olsun, hayallerimdeyim. Bana hayallerimde uçmayı, dil sınıfı
ile olmayı nasip ettin. İsimlerini öğreniyorduk artık yavaş yavaş J. Zaman o kadar çabuk
geçti ki stajın son haftalarına doğru gelmiştik artık. Son hafta öğrencilere
konu anlatmaktansa farklı bir şey yapmak istedim. Derse dair bir şey değilde,
hayat boyu onlara rehber olacak bir şey olsun istedim. Kitaplarla ilgili bir
şey olmalıydı ve onlara anı kalacak bir şey de bırakmalıydım. İnsan nedir, var
olmasının amacı nedir gibi sorulara cevap aradım kendimce. Öğrenmek ve
öğrendiğini öğretmek olmalıydı amacımız. Bu yolda ilerlerken yanımıza en büyük
yoldaşımız kitaplarımız olacaktı. Son haftadan bir hafta önce neden bu bölümde
olduklarını ve hayallerini yazmalarını istemiştim öğrencilerden ve bu
hayallerine yönelik onlara ufak notlar ve yoldaşları olacak kitaplarına yer
verecek her birine özel birer kitap ayracı hazırladım. Kitaplarla ilgili
konuşmamız bittikten sonra her birine hediyelerini dağıttım. Dağıttıktan sonra
iki öğrenci şöyle bir şey söylediler: “Hocam bir kere sarılabilir miyiz?”. O
kadar tuhaf oldum, mutlu oldum ki. Ne mutlu bana kalplerinde yer edinebildim.
Onların bana en güzel hediyeleri ise dillerinden “Hocam” kelimesinin
dökülmesiydi. Bu benim duyacağım en güzel şeydi. Hepinize çok teşekkür
ediyorum; Elif Zeynep, İrem, Gökay, Elif, Borahan, Ece, Betül, Beyza Nur,
Ümitcan, Beril Su, Emir, Engin, Onurkan, Gizem ve hayalinde ismini yazmayan
öğrenci ismini hatırlamıyorum kusura bakma J.
Hepiniz var olun, hayallerinizde yaşamanız duası ile. J
15 Aralık 2018 Cumartesi
25 Mayıs 2018 Cuma
Aşk’ın Aşk Hali: Mevlana
- İnsanın toprağı aşk şebnemi ile yoğruldu. Ruhun damarına aşkın neşteri vuruldu. Ondan bir damla aktı. Ve ona da “gönül” adını verdiler. -
Hayranlıkla, büyük bir şevkle okuduğum bir kitaba daha merhabalar efendim. Bu kitap o kadar güzel bir kitaptıki serisinin devamını da heyecanla beklettirdi bana. Çok detaya girmeden hazinemin üyelerinden biri olan kitabımızın adını verelim: ‘Aşkın Gözyaşları 2: Hazreti Mevlana’. Yazarımız ise Sinan Yağmur. Başka kitaplarını da okuma fırsatım oldu yazarımızın ve yine güzellikler içeriyordu bir hayli. Hatta şu aralar yeni bir tane de çıkarmış olması gerekiyor yanlış hatırlamıyorsam. Serinin ilk kitabını instagramda gezerken gözüme takıldı ve hemen sipariş verdim. Daha sonra baktım güzel gidiyor diğerinide o an en çabuk ulaşabileceğim üniversitenin kütüphanesinden ödünç aldım. Nasıl heyecanlıyım okuyacağım, elimde diye anlatamam. Bir heyecanla hemen başladım kitaba. Elimden geldiğince kısa bir sürede bitirmeye çalıştım ve dört günde bitirdim kitabı. Kitabın sonuna geldiğimde bir düşünce geçti aklımdan ki iyiki okumuşum, iyiki görmüşüm bu kitapları dedim. Mevlana’nın aşkını, Allah yolundaki sevgisini o kadar güzel resmetmiş, o kadar güzel kağıda dökmüş ki gerçekten de büyük bir hayranlıkla okudum bu kitabı. Bu kadar beğenmemin sonucu olarak kitaptan aldığım bazı alıntılarımı buraya da dökmek istiyorum okunup dahada çok okutulması için.
Yollar aştım, Kabe’yi tavaf ettim; yaşlıya, gence, kadına, erkeğe, her yüreğe sığınak olan Kabe’de nurun aşka nasıl dönüştüğünü gördüm ve elimi açıp aşk dilendim: “Nar olmadan, nur olunmaz, nur olunmadan aşka visâl bulunmaz. Yak beni Rabbim!
Katre katre sen kokarsın toprağa nihayet düştüğümde. Ruhumun arzu dolu meyvesi sensin. Hani nerede aşkın sahibi gönül? Sevdam sana, gülüm sevdaya.
Suskunluğum ateşleri içmekti, içtim. Yalnızlığım boynuma çeken hükümsüzlüktü, hükümsüzüm. Hafızamdaki bütün harfleri döktüm, alfabesizim.
Aşk ruhunu kalemin ucundan içiyor.
NOT: Kıssadan hisse şudur ki, Allah aşkı ile yanarsan dünya saadetini zaten bulmuşsundur. Dünyalık hiçbir sevgi de Allah sevgisinin önüne geçmemelidirki bu sebepten burda şu söz devreye girer: “Sadakat henüz tanımadığın eşini düşünerek beklemektir.”
7 Nisan 2018 Cumartesi
Bir Kitap İncelemesi: Sefer Darıcı "Sübliminal İşgal"
Sefer Darıcı adlı yazarı izlediğim Öteki Gündem adlı
programda duydum ilk olarak. Daha sonra bu kitabını gördüm “Sübliminal İşgal”.
Kitap gerçektende algı oyunlarının nasıl yapıldığına dair çok güzel örnekler,
sembollerle nasıl insanların beynine oyunlar yapıldığını göstermekte. O kadar
tahmin edilmeyecek reklamlar, fotoğraflar altında o kadar anlam yüklü algı
oyunları, sübliminal mesajlar var ki ilk okuduğunda ‘hadi canım’ diye tepki
veriliyor gerçektende. Beğendiğim, ilgimi çeken alıntıları paylaşmak istiyorum
şimdi sizlerle.
1-
İkna edici mesaj stratejileri:
Kapıyı aralama
Kapıyı Kapama
Gitgide artan ricalar
Sadece o değil
Evet- evet
Acaba değil hangi
Soruya soruyla yanıt verme
Yer etme
Borca sokma
Önce ver sonra geri al
2-
Kadınlar kapitalist sistemde önemlidir, çünkü
tüketicidir.
3-
Mc Donald’s firmasının renklerinin sarı ve
kırmızı olmasının sebebi insan beyninde bu iki rengin en fazla iştah açan
renkler olduğunun ispatlanmasıdır.
4-
USA Rice Federation, geçtiğimiz Ramazan ayında
İstanbul’daki otobüs, metrobüs duraklarını, içlerini reklam afişleriyle
donattı. Afişlerin sloganı aynen şu : “Ramazan Sofralarının Vazgeçilmezi:
AMERİKAN PİRİNCİ.”
5-
Tek tek sayılıp kesin bir rakam verilmesede
insan beyninde yaklaşık 100 milyar civarında nöron ve sayısız bağlantı olduğu
tahmin edilmektedir. İşte bu nöronlar sayesinde bilgi alışverişi ışık hızında
gerçekleşir. İnsan yaşamı boyunca en fazla sahip olduğu kapasitenin %8-13
kadarını kullanabilmektedir.
6-
İnsan beynini temsil edebilecek bir bilgisayar
yapılmak istense, bu bilgisayarın modern teknoloji kullanılarak, mikro
ölçekteki parçalarla dahi yerküremizden daha büyük bir alanı kaplayacağı
hesaplanmıştır.
7-
Bir oran vermek istersek bilincimiz beynimizin
%5’ini, bilinçaltımız ise %95’ini oluşturuyor.
Son olarak şunu demek isterimki yazı yazmaktan ve okumaktan
asla vazgeçmeyin. Bir de beğendiğiniz, ilginizi çeken yerleri mutlaka çizin,
not edin bir yerlere.
29 Mart 2018 Perşembe
Stream of Sins
It was a long time not to see you in my vision. You were lost for months, for
years. Many disasters passed over me and you never seemed to cope with them
together. People were taking drugs to make themselves feel relax with unreal
lives in social life. They were getting more and more sluggish. After months, I
went outside to analyze people’s epiphany from my own point of view. One day,
the boy suddenly came towards me and said to me to find who I am. He always
told this until I bought bread to eat and arrived home. Bread was unusual for
me. I have never eaten since you have lost. My body was about to destroy before
reaching the real creature. The death knife was coming towards me. If I was
killed with it, I was going to be destroyed forever. There was no hope. Hope was
hurting. I kept my belief down and tried to end this unnecessary life story. At
that moment, you showed me up yourself again. The clues of life I have became
alive once more. You were my source. You were my target. I started to have a
real life when I make my way to you. Dead life came to an end so the life was
just starting with new reformations. I found a job and built a land on which
people got rid of their busy world life and reach to their own personality. You
were always with me, as well. You put the way the formal businesses. Happy land
was a perfect creation with you. Every day we would start with a magnificent
breakfast and then we would get the job. Today after the day was better.
Priority was characterization and also interaction of our souls with sincerity.
Our customers were always old or seemed old. Just some of them were young. The
kid I talked before you turned back was also coming to the happy land. He
always kept telling his questions in the long run. However I never answered and
never listened to him. After passing a few days, I learnt that the kid had died
in a car accident deliberately. This circumstance woke my question up from the
kid’s death. “Who am I?” At those times, you always asked questions related to
what happened and what made me so sad. I did not utter anything. Words wanted
to escape from my mind. My conscious did not find an answer for this. It was
like it was gone. I was unconscious. Angels, superior creators wanted me to
give this an end.
As soon as I
focused on answering the question so much, you were disappeared again. This
made my way to eternity. Devastations occurred again and again. The happy land
we formed was vanished suddenly without any destruction or fatal disaster. As
long as time passed, I realized the only truth. The thing I did not have for a
long time was my conscious. It abandoned me. When you left me for the second
time, it was your disappearance from my mind forever. You never existed again
after you died. You were dead, yeah. Moreover, it was me who killed you, slaved
your soul. I was depressed in my loneliness because of my regret and
unconsciousness. I was just trying to make myself feel relax with your vision,
your dream. The place we built the happy land was your cemetery. All the
customers were the dead ones. The kid I talked was really alive and he tried to
make me turn to my own reality. Meanwhile, when I noticed all of these, I
understood one thing that I was living in my own hell because of sins I
committed. The outcome was highlighted in my mind: I got what I deserved.
24 Ocak 2018 Çarşamba
BEN DE BU AİLEDENİM!
Seçmeler arası yapılan bir açıklama
bana hayallerimi gerçekleştiremeyeceğim yönünde bir düşünce verdi. Kafamda
kurduğum dünyam aslında bunun bir yanılsama olduğunu ve gerçeği göremediğimi
söylüyordu. Başkalarının yargılarının beni yönlendirmesine izin vermemem
gerektiğini not ediyordu. Mesai saatleri geçip kapılar yüzüme kapandığında
geriye bir ben bir de içimdeki dünyam kaldık. İki arkadaş yaşamaya devam ettik
bir süre daha. Odamın köşesinde beni bekleyen kağıdım boş kalmaktan kalemime
küsmüş, simsiyah bir renge bürünmüştü. Elimi şöyle bir dokundurduğumda
hayallerimi paylaştğım, anılarımı, sevincimi, üzüntümü sohbetle gösterdiğim o
satırlar bir anda canlanıverdi gözümde. Başına oturmamla kalemimin elimden
düşmesi bir oldu. Kalemimle barışık değiliz artık. Satırların üzerinde uykuya
dalmışken dünyam bana uyanmam gerektiğini kapımın çalması beni birazdan
hayallerime adım attıracağını söylüyordu. Gelen tebligat yüzüme kapanan
kapıların tekrar açılmaya hazır ve dünyamı artık dışarıya yansıtmamın vaktinin
geldiğini söylüyordu. Heyecandan ne yapacağımı şaşırmıştım. Adrenalin hat
safhadaydı bedenimde. Kapanan kapılar şu an tam önümdeydi. Gözlerim artık
gerçeğe, olmam gereken yere bakıyordu. Ben de artık bu ailenin bir neferiydim,
üstümde büyük bir onur taşıyordum. Çok şükür ki olmam gereken yerdeyim : Türk Silahlı Kuvvetleri.
19 Ocak 2018 Cuma
MAGIC OF CEMETERY
MAGIC OF CEMETERY
Once
upon a time,
There was a family who lived all the time in a manor.
They were so rich. They
would buy whatever they wanted. They were five in
number. Mother, who was
called Melda, was very beautiful woman. She was a
lawyer who investigated
crimes. She would go every area of the country. She
would try to find
murderers. Father, who was called İsmail, was a secret
MIT agent. He would
research what people do and he would listen to
criminal people. Their son, who
was called Yusuf, was an instructor in a university.
Their young daughter, who
was called Sude, was a singer in a music club. Their
old daughter, who was
called Merve, had no work. All the time she was at
home and she would not go
anywhere. She would not be able to go out of home.
One day, they
had a breakfast all together. Everybody was going to go to work.
Suddenly, Merve wanted to go outside, too. Everybody
was amazed and
became glad. After Melda gathered around the breakfast
table, they went
outside and got on their car. There was so much
traffic in the way. Suddenly,
the way became empty and İsmail drove the car
speedily. Although his wife
said: “Do not use the car so speedily” , he did not
listen her and he continued
to drive. Children were getting scared, too but
everything was getting well. The
way was not so crowded.
Out of blue, cars seemed in the way and they
were coming towards İsmail’s
car. He did not see them and the inevitable occurred -
a serious accident- . They
crashed each other. There became a big explosion.
Everyone was scattered
around. Nobody could escape from the cars. They died.
In the car of this family,
everybody was injured except for Merve. She had no
injury. She was very
healthy. She did not do anything in order to save
them. She lost suddenly and
her family stayed there. After two hours, while a car
was passing from that
way, someone saw them and came near them. He called
ambulance quickly
and waited for them until ambulance came. After half
an hour, ambulance
came and carried them off to the hospital. It was not
still being known where
Merve was. Her parents, brother and sister got
conscious after twelve hours.
They were asking doctors where Merve was. When Melda
heard Merve was
lost, she fainted. Police and soldiers were searching
for Merve. Nobody could
find her. Actually nobody thought that she could be at
home. Suddenly Yusuf
thought that she could be at home and he went home.
Merve was at home. He
became so happy when he saw her. He ran to hug Merve
but Merve was not
moving. She was neither laughing nor crying. Yusuf
could not understand what
happened to her. While he was trying to talk to Merve,
their parents and sisters
came.
They scared
when they saw Merve at that situation. Merve was not being able
to spill her guts. She was not being able to speak.
Suddenly, she started to cry.
She slept while she was crying. The other people slept,
as well.
At midnight, Merve woke up and she went to the
kitchen. She took the lighter
and fired the carpet. After she fired, she immediately
went to her room and
slept. While she was sleeping, Yusuf woke up and
smelled an eccentric scent.
There was a mist scent. He woke up quickly and woke
his parents and sisters
up. The house was on fire. Merve was very calm. She
was not worried at all.
They went out quickly and ran away from there. Firemen
came here and they
tried to put out that fire. They worked so much and
finally, they put out.
Everything was burnt. They had no beverage. They had
no dress. Fortunately,
İsmail had money and they stayed in a hotel one day.
After that, they rented a
house which had furniture. They bought beverage,
something and they started
to live there. Merve was not at home again. She went
to cemetery without
willing. She found herself while she was hugging a
tomb. She could not
understand why she was doing this. She got up and ran
towards home. She
went out her room running and slept quickly. When her
family asked what
happened, she could not answer again. She did not talk
to anybody. Her sister
and brother got scared of Merve. They did not want to
be together with her.
After everybody slept, Merve went to the kitchen
again. At that time, she
opened gases and she sat there. Scent of gas spread
everywhere. Everybody
woke up and escaped outside. They got amazed again and
again.
Unfortunately, they moved from this home, too.
Finally, İsmail bought a house.
They were going to live there for good. At that home,
everybody had a room
but the biggest room belonged to Merve. She put
nothing inside. She only put
her dresses.
At midnight, she went to the cemetery again.
After that she got lost since
then. Everybody went to search Merve but nobody could
find her. While they
were searching for Merve, they saw a grave which had
been opened. They
were scared so much. What is more, there was not a
corpse in grave. Merve
was not here, either. They got scared much more.
Nobody was searching for
Merve anymore. After twenty four hours, she came home
by herself. She was
injured so much. Her face was in blood. Melda
immediately took her inside
home. She carried Merve off to her own room. She slept
there after she took
her drugs. Her mother waited next to her until the
midnight. After that Melda
went her bedroom and she slept. After she went, Merve
woke up again but this
time, she did not go to cemetery before. She started
to cry very loudly.
Actually, she was not crying really. She was doing
this so as to call her mother.
When Melda heard Merve’s voice, she went Merve’s room
bu she could not
see her. Merve was at her back. Suddenly, she shot her
with a bowl and her
mother fainted. Merve carried her to the cemetery.
After that, she came home
back and she started to call her father. İsmail came
next to his daughter quickly
but Merve was not here again. She shot her father with
a gun. She cut her
father’s cheeks with a knife. After that, she carried
him off to the cemetery. She
buried her father and mother in some grave which had
been digged. While she
was laughing, she closed them with soil. After she did
this, she dig a grave more
for herself. She entered the tomb and she cut her own
fingers with knife but
she was not crying. She was laughing. After she cut
her fingers, she shot herself
with a gun. She laughed even while she was dying. She
died laughing with a
loud voice.
-THE END-
Gamze Şenol
17 Ocak 2018 Çarşamba
Ruh
RUH
Sabah namazının verdiği huşu ile biraz daha uyumaya
niyetliydim ancak uyku benden yolunu almıştı ve gelmek istemedi. Kitap okumaya
başladım ben de. Bugün 11 Temmuz idi. Benim dünyaya misafir olmamın, bu dünyaya çağrılmamın günü;
doğum günümdü. İlk ışıklar girdi odaya artık, güne mutlu bir surat ile merhaba
deyip ev halkının bana yapacağı sürprizi düşünmeye başladım, yapacaklar mıydı
acaba. Ev halkı kalkmış, kahvaltı sofrasına oturuyorduk. Yemek, temizlik derken
öğle vakti girdi artık. Günün kalanını geçirmek üzere kendime uğraş arıyordum
ki, amcamların da gelişiyle bir organizasyon yapılıyordu benim için. Mutluluk
hormonları artış gösteriyordu şu dakikalarda. Bugünün güzelliği bu kutlamadan
yana oldu. Günün sonunda yastığıma başımı koyduğumda başımda anne ve babam
olduğuna, kardeşime ve bana iyilikler düşündüren arkadaşlarım ve dostlarım
adına şükrediyordum. O esnada uyku kapımı çaldı ve benden ruhuma uyku
hissiyatını vermek için izin bahşetti. Ben de olumlu bir tavırla karşıladım bu
durumu. Uyku hissiyatımın bu gece bir rüya ile bölündü; gerçekliği hat
safhadaydı. Gördüğüm izlenimler istenilecek, düşünülecek şeyler değildi. Kendimi anlaması biraz zaman alan bir anda
buldum. Yüzlerce insanın içinde ayakta duruyordum ve insanların hepsi bana
gözleri ile dikkatli bir şekilde bakıyorlardı. Benden bir şey yapmamı
bekliyordular ancak bunu anlayamamıştım. Sesleniyordum, ne yapmam gerektiğini
soruyordum ancak kimse beni duymuyordu. Herkes bir yana dağılmaya başladı ve
gökyüzüne bakmaya başladılar. Sela sesleri yankılanmaya başladı. Herkes ne
yaptığını bilmez haldeydi. Evimi bulmaya çalıştım ancak insan yığınlarından
hiçbir şey göremiyordum. Evimin bahçesine geldiğimde kapının önünde yüzlerce
ayakkabı yığını vardı. Kimisi çocuk, kimisi genç, kimisi daha yaşlı insanların
ayakkabısıydı. Bir an düşündüğümde aklıma insanlar öldüğünde kapısının önüne
ayakkabısı koyulduğu geldi. Bahçeden çıkıp o mahşer kalabalığına geri
döndüğümde bir anda insanlar tabutların içine girmeye başladılar ve havada bir
hoparlör ile yansıtılırmışçasına hep birlikte söyledikleri kelime-i şahadet
sesi duyuldu: “Eşhedü en la ilahe
illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasulüh”. Bu ses bu kelimeler
şehadet şerbetinin içildiğini gösterdi bana. Tabutlarına girdikten sonra bana
uyan gafletten, dua et, abdestini al ve hazırlan dediler. Büyük bir korkuyla
uyandım sabaha ve ne yapacağımı bilemedim. Yüzümü yıkamaya gittiğimde aynada
bana arkamdan abdestini al hazırlan diyen tabut içinde insan gördüm. Bir
şeylerin olacağından korkmaya başladım. Bu endişe beni başka bir dünyaya
daldırdı. Tabutta gördüğüm insan ruhları sürekli benimle birlikteydiler. Ancak
bir şey yapmadığım için birkaç gün böyle zaman diyarından ayrıldı. Akşam vakti
girmişti, kitap okuduğum anda internet ortamından bir haber geldi. Açmaya
korkuyordum. Aynı vakitte herkes televizyonu açmama dair bana işaret ediyordu.
Gördüğüm görüntü hiç de normal bir haber değildi. İnsanlar kaçışmaya
başlamıştı. Allah’ım ülkemizi selamete erdir diye dua ediyorduk, bu bir
kalkışma idi. Hissikablelvuku tam manasıyla olmuştu. Birileri huzurumuzu
bozmaya kalkıyordu. Rüyamda gördüğüm sela sesleri yükselmeye başladığı vakitte
herkes korku ile ne yapacağını şaşırmış vaziyette beklemekteydiler. O anların
yaşandığı dakikalarda kara kutunun ekranından milli mücadeleyi yüceltmek için
güçlü bir nida, bir sesleniş vardı halka : “Halkımızı meydanlara davet
ediyorum.” . Şu bir cümle insanlara öyle bir inanç, öyle bir iman gücü verdi
ki, birlik ve beraberlik duygusu büyük bir şevk ve gayretle var oldu. Gece
yarısını geçiyordu vakit. Abdestimizi alıp sokaklara çıkmaya niyetlendik.
Helalleştik aile üyeleri ile. Ezanlar hiç susmuyordu elhamdülillah.
Birliğimizin hiçbir zaman bozulmadığını gösteren mücadeleci sesleniş hepimizi
sokaklara dökmüştü. Ellerimizde bayraklarımız, dillerimizde tekbirlerimiz ile
olabildiğince hızla meydanlara koşuyorduk. Bizleri bölmeye çalışan, kendilerini
yükselişe geçecek sananlar rahat durmuyordu. Yollar insanların meydanlara
gidişi sebebiyle kapanmıştı, ulaşım zordu. Havadan ve karadan olmak üzere
saldırmaya kalkışıyorlardı. Allah milli mücadele ruhunu damarlarında taşıyan bu
insanlara öyle bir güç, öyle bir inanç ve öyle bir iman selameti verdi ki
üzerlerine yürüyen tanklar, ateş açan helikopterler hiçbir şekilde durduramadı
onları. Bu dakikalar da ailemle birlikte ben de karşı koymaya çalışıyordum.
Gidebildiğimiz kadar ileriye gittik ve bir askeri birliğin önünde buldum
kendimi. Kapıda duran kendini bu milletin askeri olduğunu düşündüğümüz ancak
ülkesine ihanet eden, üstündeki formayı hak etmeyen kişiye seslendim. İnsan
işte, hala inanamıyordum. Benim askerim, benim polisim yapmaz bunu. Neden bunu
yapıyorsunuz, yapmayın insanlar ölüyor bakın diye ona yaklaşmaya çalıştıkça bir
anda kulağımdan hiç çıkmayacak bir ses duymuştum. Yaşadığım şoktan bir veya iki
saniye sonra vurulduğumu anladım. Sağ tarafıma döndüğümde yanımda küçücük bir
bedenin yerde tanınmayacak bir şekilde yattığını gördüm. Silah sesleri
tekbirlerin yükselişi ve insanlarımızın kararlılığıyla kesiliyordu. Bir ateş
ten sonra yere düştüm ancak hala insanların ne yaptığını görebiliyordum.
Tanklar durdurulmaya çalışılıyordu ki bir anda bir ses çıktı kalabalıktan:
“Egzozunu kapatırsanız tank durur.” dedi bir kişi. Bir amca gömleğini çıkartıp
kapattı tankın egzozunu ve içine girdiğinde Allah öyle bir güç kuvvet vermişti
ki içindekiler ona hiçbir şey yapamadı. Daha sonra onlara tankı nasıl
durduracaklarını söyleyen insanı aradılar ancak öyle birinin olmadığının
şaşkınlığı içerisinde kaldılar. Mücadelenin verdiği duygu ile milletin birliği
bu durumun üstünden gelmişti. Bu esnada ben ise gözlerimi kapamanın
eşiğindeydim misafir olduğum dünyaya. Rüyamda beni uyandırmaya çalışan tabutlar
şimdi bana bir tabut açıyorlardı. Beni bekliyordular asıl dünyamın yolculuğuna.
Yola çıkmak için hazırlandım ve birlik ve beraberliğin galip geldiğini gördüğüm
anda benim için gözlerimin kapanması aslında yeni bir yolculuğa gözlerimin
açılmasıydı. Zamanın var olan bir kavram olmaktan çıktığı yerde bana tabutla
gelen kişiler Çanakkale ruhunu taşıyan, onun izlerini taşıyan kahraman
yüreklerdi. Benim için de vakit geldi. Asrın yolculuğuna çıkıyorum.
Şiir Avcısı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM/Yeşim Korkmaz
GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM Ben gelecekte istediğim iki meslek var. Birincisi subay olmak diğeri ise avukatlık. Ama bu aylarda daha çok avukat...
-
GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM Ben gelecekte istediğim iki meslek var. Birincisi subay olmak diğeri ise avukatlık. Ama bu aylarda daha çok avukat...
-
It was a long time not to see you in my vision. You were lost for months, for years. Many disasters passed over me and you never seemed to...