7 Şubat 2021 Pazar

GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM/Yeşim Korkmaz

 GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM


Ben gelecekte istediğim iki meslek var. Birincisi subay olmak diğeri ise avukatlık. Ama bu aylarda daha çok avukatlık mesleğini istiyorum.  Nedeni ise kadın haklarını savunmak kendi haklarımı bilmek Bir işi anayasa ya uygun bir biçimde yapmaktır. Bildiğimiz üzere haksızlık lar ,hırsızlık olayları ,kadına şiddet gibi olaylar çok sayıda çoğalmaktadır.  Ben ise elimden geldiğince mağdurların yanında olup haklarını savunmak istiyorum.




İstediğim diğer meslek ise subay olmaktır.  Subay olmak istiyorum çünkü 5 yaşımdan beri hayalim ,silah kullanmayı milletim e hayırlı bir subay olmak istiyorum.  Üst düzey bir subay olarak yeni gelen meslektaşlarıma iyi bir eğitim vererek ordumuzun gücüne güç katmayı hedefliyorum. 




Şuan okulumu okuyorum tek hedefim istediğim mesleği almak ve vatanıma milletim e hayırlı bir evlat olarak mesleği en iyi bir şekilde yaparak Devletimizin bize sunduğu imkanları boşa çıkarmamak Ailemin de bana güvenini boşa çıkarmamaktır. 



Yeşim korkmaz

EV ÖDEVİM/ Nisanur Ayhan

 Ben sincap ailesinden kıt kıt size başımdan geçen bir olayı anlatacağım:


      Bir gün okula gitmiştim . Öğretmenimiz zürafa tıpır hanım ev ödevi verdi . 2 gün sonraya istiyorum . Ama siz bugün yapın ya da yapmaya başlayın dedi.ben hemen eve gittim annem kıp kıp öğretmenin beni arayıp ödevine bugün başlaman gerektiğini söyledi. dedi . Ben de hayır anne daha 2 gün var dedim ve parka arkadaşlarımla oynamaya gittim .hepsi ödev yaptığı için oyun oynamadılar . Ben de sinirlenip eve gittim ve bilgisayar oynadım . Uyudum .ne oldu okula gittim eve geri geldim annem hadi ödevine başla dedi ve ben daha 1 gün var deyip ödevime başlarım dedim uyudum.Sabah olduğunda tıpır öğretmenin hasta olduğunu öğrendim ve okula gitmedim . O günde ödevimi yapmadım ve uyudum Sabah okula gittiğimde öğretmenim herkese 100 vermiş ama bana 0 verdi .


   O günden sonra bugünün işine yarına bırakma mam gerektiğini anladım ve kendime söz verdim .

SİZE SAYGI DUYULMASINI İSTİYORSANIZ DÜRÜST OLUN

Yıl 2021 olmuş ama ağızdaki yalanlar bitmek bilmiyor. Eski çağlarda böyle yalan söyleyenler çokmuydu acaba? Bilmiyorum. Ama hani derler ya ağzına yalan yuva yapmış gerçektende öyle olunmuş. Haa birde dürüst ve hiçbir zaman dürüstlükten kaçınmayan bir topluluk da vardır.  Dürüslüğün karşılığı ne olsun; onlara öyle bir saygı duyulur ki onu çok rütbeli üst düzey bir insan sanırsınız. 




Bir gün iki adam konuşurlarmış. Biri çok yalancı diğeri ise çok dürüst bir insanmış.  Yalancı adam adından geçtiği üzere şu ana kadar söylediği bütün herşey yalanmış.  Taaa ismine kadar yalan. Dürüst adam bildiğiniz üzere dürüst yalan söylemekten kaçınırmış.  Dürüst adam çevresi tarafından çok sevilen ve çok saygı duyulan biriymiş.  Yalancı adam ise etrafındakiler onu görmemek ve onunla karşılaşmamak için yollarını değiştirirlermiş. 




Bir gün yalancı adam hayatında ilk defa da olsa doğruyu söylemiş. Tabi şu ana kadar söylediği yalanlar başına dert olmuş. Kimse ona inanmamış.  Hatta yalancı adama: sana niye inananalım ki ya diğer yalanlarındansa?  Yalancı adam ile epey alay geçmişler.  Yalancı adam tekrar tekrar söylesede kimse inanmamış. 

Dürüst adam yalancı adamın yanına gelerek ona şöyle demiş: size saygı duyulması nı istiyorsanız dürüst olun.




YEŞİM KORKMAZ

BİR KÜTÜPHANE BİN HAPİSHANE KAPATIR

 ilgiler sayesinde kişiler kendilerini daha iyi geliştirme imkânına sahip olurlar.Kitaplarda iyilikten, barıştan ,eşitlikten, yardımseverlikten , şefkatten, adaletten ,vb. bahseder.Bu bilgileri okuyan kimseler asla suç işlemez .Suç işlenmediği zamanda hapishanelere de gerek kalmaz. Bunun için de bir kütüphane bin hapishane kapatır sözü söylenmiştir.

Milletimizin her bir fayda kitap okumaya çok önem vermelidir.Her tür kitaptan okuyabilmeli ve yaratıcı düşünme becerisine, eleştirel düşünme becerisine sahip olmalıyız.Ülkemizdeki kütüphanelerin sayısı artırılmalıdır. Sadece kütüphanelerinin artması da da yeterli değildir.Kitap okuyan kişi sayısı da artmalıdır.İnsanlarımız bilinçli okuyucu olmalıdır.Okudukları bilgiler ile kendilerinin eksik yanlarını kapatmalı, cahil olmaktan kurtulmalıdır.Okullarda öğrencilere kitap okuma etkinlikleri yapılmalıdır.Halk eğitim'de ise okuma ve yazma bilmeyen kişilere okuma öğretilmelidir. Okuma zevkini alan bir kimse, öğrendiği faydalı bilgileri hayatında uygular . Böylece kişiler başkalarına zarar vermezler yanlış işler yapmazlar ,doğruluktan ayrılmazlar.

Ülke olarak gelişmek için çağdaş medeniyetler seviyesine ilerlemek için sürekli kitap okumalıyız ve okuduklarımızı da yaşamımızı aktarmalıyız.


HEDİYE ŞAHİN

Türkilizce

 Günümüzde  yabancı dillerden alınmış bir çok kelime var. Bir kadın röportajında kelimelerin çoğunu ingilizce söylüyor. Ama bu sadece kadınlar için geçerli değil. Kadını,erkeği,yaşlısı,genci herkes farketmeden bile olsa konuştukları bir dil var:Türkilizce. Çoğu kişi Türkilizce'nin ne olduğunu  bilmiyor ama bilmeden de olsa kullanılıyor. Geleceğe Türkçe değilde kelimelerin yarısının  ingilizce olduğu bir şey bırakıyorlar. Türkilizce'ye dil demiyorum. Çünkü bizim öz dilimiz olan Türkçe'yi yozlaştıran bir şey dil olamaz. Sadece bizim dilimiz de değil başka dilleri yozlaştıran şeylerde dil olamaz. Türkilizce'nin tanımı çoğu  insan  için değişir. Biri Türkilizce'ye dil der, diğeri yenilik,başka biri dil olamaz, der. ileriki nesil de tanımı değişecek. Yabancı devletler kendi öz dillerinde tek bir harfi değiştirmiyorlar. Onlar değiştirmezken biz yeni diller buluyoruz. ileride birkaç  tane daha dil buluruz belki. O insanlarla bizi karşılaştıramam her insan eşittir. Madem her insan eşit onlar dillerini korurken biz neden koruyamayalım. Onların yaptığını neden biz yapamayalım. Yıllar önce atalarımız dinleri,dilleri,vatanları için aynı zamanda gelecek için çok çabalamışlar ve bize bir dil bırakmışlar. Neden sahip çıkmıyoruz? Düşünün bir baba ölmüş ve tüm mirası oğluna kalmış. Oğul har vurup harman savurursa gelecekte ne parası,ne evi,ne bir paltosu kalır ama tutarlı bir şekilde kullanırsa gelecekte parasıda kalır,evide. Aynı bu örnekteki gibi bir millet de mirasa yani dile sahip çıkarsa gelecekte dilsiz kalmaz.



                Ayşenur Altunok

21 Eylül 2019 Cumartesi

BAŞLANGICIN SONU


Bu başlangıcın sonu hiç var olmadı Şilan’ın hayatında. Son kelimesi lügatında yer almak bir yana dursun, başlangıç hayatının her zaman merkezindeydi. Hayatında ona arkadaş olan, üç maddeden meydana gelen kalbi vardı: kalem, yazmak, hayal dünyası. Bu üç maddenin onu hayatını yaşarken bir boşluğa düşüreceğinden, bir daha başlangıcının olmayacağından haberi yoktu aslında..
Yarınki sayıda görüşürüz!” cümlesi ağzından dökülen son kelimeleri oldu Şilan’ın başka bir Şilan olmadan önce. En sevdiği kalemleri ile birlikte caddede yol alırken bir arabanın çarpmasıyla kaza geçirdi. Arabanın resmini çok iyi kazımıştı aklına; gri bir araba ve eski model olduğunu resmetti kendine. Bulunduğu yerden hızlı bir şekilde hastaneye götürüldü çarpan kişi tarafından. Gözleri bir açılıp bir kapanıyordu dünyaya. Dünyadaki misafirliği sona eriyor gibiydi. Kırk beş gün boyunca gözleri kapalı kaldı. Ona çarpan kişi asla yalnız bırakmadı ve her gün onunla uyanıkmışçasına sohbet etti. Artık isyan etme derecesine gelmişti ki, kırk altıncı günün sabahı Şilan gözleri açtı. “Günaydın Şilan, ben Akif. Bugün nasılsın? Dün sohbetimiz yarıda kalmıştı, uyuya kaldın.” deyip Akif artık Şilan’ın dünyasına iyice dahil olmuş gibi gözüktü. Şilan çok tuhaf bir tepki vermeyip o da her gün onunla canlı canlı sohbet ediyormuş gibi karşılık verdi. Uyandıktan bir hafta sonra hastaneden çıkıyordu Şilan artık ve Akif yine onunla birlikteydi. Öyle gözüyor ki, Akif bundan sonra hep Şilan’ın yanında olacaktı. Bu arada, Şilan da onu tanıyormuş gibi davranmaya devam ediyordu tabi. Şilan evine gitmek istedi ve artık onun evinde Akif de kalacaktı. Akif’in onu çok mutlu ettiğini düşünmeye başladı fakat bunu dilindeki kelimelere döküp Akif’e de söyleyemiyordu. Halbuki, kaleminden resmedilen kelimeler artık daha çok, daha derin anlam bulmaya başlamıştı Akif ile birlikte. Ona söyleyemediklerini kağıda döküyordu her gün. Akif’e mektup yazıyor gibi hitap ediyordu kağıtlara. Ona kendini ifade edecek kelime bulamıyordu çünkü. Kelimeler kifayetsiz kalır sözü Şilan’ın hislerinde can buluyordu sanki. Gel zaman git zaman mektupları artık o kadar çok birikti ki, sığmıyordu bir yere. Akif’ten de saklayamıyordu mektupları artık. Bir gün yine yazarken : “ Kalbimin var olduğunu anlamamı sağlayan, kapılarımı açan.. Bugün de söyleyemedim. Bugün de mektuplarımda kaldın. Dünyamda kelimeler kalmadı artık seni ifade etmeye. Kalbimin ferahlığı, bir gün söyleyeceğim sana ama ne zaman bilmiyorum. O güne kadar bekleyeceğim seni.” Akif de okur arkasından yazdıklarını ama Şilan bunun farkında değildir tabi. Akif hiçbir şey belli etmeden kenara çekilir ve evden çıkmadan önce o da gizlice bir mektup yazar ve Şilan’ın masasına bırakır. Şilan mektubu gördüğünde şaşırıp kalıyor ve okumak için can atıyordu. Okuduktan sonra içine öyle güzellikler, mutluluklar doğdu ki, hislerinin Akif’de karşılık bulduğunu gördü. Akif geldiğinde mutluluktan ne yapacağını şaşırıp hiçbir tepki vermedi. Daha sonra odasına gidip yazdığı bütün mektupları getirip Akif’in odasına bıraktı ve bu mektupların kendisinin bir yansıması, gönlündeki hislerini döktüğü yoldaşları olduğunu söyledi. Birlikte okudular mektupları. Hisleri birbirlerinde karşılık bulmuştu. Şilan’dan mutlusu yoktu artık. Her gün gözlerini açtığında karşısında kalbinin ferahlığını görüyordu. Çok mutlu bir şekilde gözlerini uykuya kapattı yine.

Gözlerini açmak istemiyordu sabah olduğunda. Sanki hissediyordu bir şey olacağını. Gözlerini açtığında bambaşka bir yere, bambaşka bir zamana açtı. Dört duvar arasında, bir yatak ve sadece bir kalemden ibaret, bir köşeye çökmüş otururken buldu kendini. Anlayamadı ne olduğunu. Çok güzel bir hayat sürüyordu, kabullenemedi hiçbir şeyi. Aklını kaybetmek üzereydi. Aniden odasının kapısı açıldı ve Akif’in geldiğini ve onu bulunduğu yerden kurtaracağını düşündü. Kapıyı açan bir doktor ve elinde kağıt ile Şilan’a açıklama yapmaya çalıştı. Şilan buraya nasıl getirildiğini merak ediyor ve Akif’in nerede olduğunu sordu doktora. Doktor aslında Şilan’ın iki aydır bu hastanede yattığını ve hiç kimsenin onu ziyarete gelmediğini söyledi. Şilan hala kabullenemiyordu olanları. Doktora Akif’le nasıl tanıştıklarını, yaşadıklarını anlatmaya çalıştı ancak durum çok farklıydı. Aslında en başından beri, kaza olduktan sonra, herhangi bir sorun yaşamadı ve kaza anı oradan kalkıp yürüyerek ayrıldı. Ona çarpan kişiyi görmemişti bile. Kaza onu sadece psikolojik olarak bir çöküntüye uğratmış ve yeni bir yazı yazmak için uğraşırken kendi hayal dünyasına esir olmaya başlamıştı. Bunu gören arkadaşları da onu hastaneye götürmüştü. Akif de, kaza sonrası yaşanlar da hepsi hayal dünyasının ürünüydü. Mektup diye anlattıkları da hastanede yatarken elinde bulunan kalemle duvarlara attığı ufak çiziklerdi. Kalbinin üç maddesi ,her ne kadar Şilan mutluluğunun kaynağı olduğunu düşünse de, onun sonu getirenler ve başlangıçlarının sonunu getiren çöküntüleri oldu.


SON.

15 Aralık 2018 Cumartesi

"11 DİL"


Başlıyordu ufaktan macera, endişe, korku duyguları yeşermeye içimizde. Son zamanlarına geldik artık formasyon eğitiminin. En güzel anlar başlıyordu. Staja gitmeye başlayacaktık. 3 Ekim itibari ile okullarımız belli oldu ve mutluluğumuz artmaya başlamıştı. Neyse, ilk hafta gittik herhangi bir şey yapmadık ve geri döndük. İkinci haftamız da aynı şekilde oldu. Üçüncü hafta gitmeye hazırlanıyordum ki staj yerlerinin değiştiğini öğrendim bir arkadaşımın arayıp haber vermesiyle. Bu sefer bir Anadolu lisesine gidiyordum: 15 Temmuz Anadolu Lisesi.  Macera Safranbolu’ya doğru yol almaya başladı. Üniversitedeki hocamız ile birlikte gittik, tanışma oldu okuldaki hocamız ile ve daha sonra tekrar geri döndük. Bir dahaki hafta gittiğimizde artık derslere girmeye başladık. İki sınıfımız vardı; sabah sayısal sınıfı ve öğleden sonra beni hayallerime taşıyan dil sınıfı J. Hocamızdan dil sınıfının olduğunu öğrendiğim andaki sevincimi anlatamam. Hep dua ediyordum Allahım ne olur dil sınıfı olan bir okul denk gelsin diye. Bu kadar istememin sebebi lisede beni yetiştiren, sınava hazırlayan hocalarım değerli Murat hocam ve pek sevgili Evrim hocam gibi ben de dil sınıflarını sınavlarına hazırlamak, onları yetiştirmek istiyorum. İlk zamanlarda sadece sohbet ediyorduk öğrenci arkadaşlarla bölümümüze, İngilizce sevgisine dair. Şimdi konu anlatımlarımız başlıyordu artık ve ilk anlatımım en özel, en güzel anlara dil sınıfına idi. Yeri geldi oyun oynadık, yeri geldi dil bilgisi işledik birlikte. Çekilen o güzel anı fotoğraflarının ilkinde kendi kendime şöyle dedim: Allahım sana sonsuz şükürler olsun, hayallerimdeyim. Bana hayallerimde uçmayı, dil sınıfı ile olmayı nasip ettin. İsimlerini öğreniyorduk artık yavaş yavaş J. Zaman o kadar çabuk geçti ki stajın son haftalarına doğru gelmiştik artık. Son hafta öğrencilere konu anlatmaktansa farklı bir şey yapmak istedim. Derse dair bir şey değilde, hayat boyu onlara rehber olacak bir şey olsun istedim. Kitaplarla ilgili bir şey olmalıydı ve onlara anı kalacak bir şey de bırakmalıydım. İnsan nedir, var olmasının amacı nedir gibi sorulara cevap aradım kendimce. Öğrenmek ve öğrendiğini öğretmek olmalıydı amacımız. Bu yolda ilerlerken yanımıza en büyük yoldaşımız kitaplarımız olacaktı. Son haftadan bir hafta önce neden bu bölümde olduklarını ve hayallerini yazmalarını istemiştim öğrencilerden ve bu hayallerine yönelik onlara ufak notlar ve yoldaşları olacak kitaplarına yer verecek her birine özel birer kitap ayracı hazırladım. Kitaplarla ilgili konuşmamız bittikten sonra her birine hediyelerini dağıttım. Dağıttıktan sonra iki öğrenci şöyle bir şey söylediler: “Hocam bir kere sarılabilir miyiz?”. O kadar tuhaf oldum, mutlu oldum ki. Ne mutlu bana kalplerinde yer edinebildim. Onların bana en güzel hediyeleri ise dillerinden “Hocam” kelimesinin dökülmesiydi. Bu benim duyacağım en güzel şeydi. Hepinize çok teşekkür ediyorum; Elif Zeynep, İrem, Gökay, Elif, Borahan, Ece, Betül, Beyza Nur, Ümitcan, Beril Su, Emir, Engin, Onurkan, Gizem ve hayalinde ismini yazmayan öğrenci ismini hatırlamıyorum kusura bakma J. Hepiniz var olun, hayallerinizde yaşamanız duası ile.  J

25 Mayıs 2018 Cuma

Aşk’ın Aşk Hali: Mevlana



     -  İnsanın toprağı aşk şebnemi ile yoğruldu. Ruhun damarına aşkın neşteri vuruldu. Ondan bir damla aktı. Ve ona da “gönül” adını verdiler.  -
Hayranlıkla, büyük bir şevkle okuduğum bir kitaba daha merhabalar efendim. Bu kitap o kadar güzel bir kitaptıki serisinin devamını da heyecanla beklettirdi bana. Çok detaya girmeden hazinemin üyelerinden biri olan kitabımızın adını verelim: ‘Aşkın Gözyaşları 2: Hazreti Mevlana’. Yazarımız ise Sinan Yağmur. Başka kitaplarını da okuma fırsatım oldu yazarımızın ve yine güzellikler içeriyordu bir hayli. Hatta şu aralar yeni bir tane de çıkarmış olması gerekiyor yanlış hatırlamıyorsam. Serinin ilk kitabını instagramda gezerken gözüme takıldı ve hemen sipariş verdim. Daha sonra baktım güzel gidiyor diğerinide o an en çabuk ulaşabileceğim üniversitenin kütüphanesinden ödünç aldım. Nasıl heyecanlıyım okuyacağım, elimde diye anlatamam. Bir heyecanla hemen başladım kitaba. Elimden geldiğince kısa bir sürede bitirmeye çalıştım ve dört günde bitirdim kitabı. Kitabın sonuna geldiğimde bir düşünce geçti aklımdan ki iyiki okumuşum, iyiki görmüşüm bu kitapları dedim. Mevlana’nın aşkını, Allah yolundaki sevgisini o kadar güzel resmetmiş, o kadar güzel kağıda dökmüş ki gerçekten de büyük bir hayranlıkla okudum bu kitabı. Bu kadar beğenmemin sonucu olarak kitaptan aldığım bazı alıntılarımı buraya da dökmek istiyorum okunup dahada çok okutulması için.

    Yollar aştım, Kabe’yi tavaf ettim; yaşlıya, gence, kadına, erkeğe, her yüreğe sığınak olan Kabe’de nurun aşka nasıl dönüştüğünü gördüm ve elimi açıp aşk dilendim: “Nar olmadan, nur olunmaz, nur olunmadan aşka visâl bulunmaz. Yak beni Rabbim!

Katre katre sen kokarsın toprağa nihayet düştüğümde. Ruhumun arzu dolu meyvesi sensin. Hani nerede aşkın sahibi gönül? Sevdam sana, gülüm sevdaya.

Suskunluğum ateşleri içmekti, içtim. Yalnızlığım boynuma çeken hükümsüzlüktü, hükümsüzüm. Hafızamdaki bütün harfleri döktüm, alfabesizim.

Aşk ruhunu kalemin ucundan içiyor.

NOT: Kıssadan hisse şudur ki, Allah aşkı ile yanarsan dünya saadetini zaten bulmuşsundur. Dünyalık hiçbir sevgi de Allah sevgisinin önüne geçmemelidirki bu sebepten burda şu söz devreye girer: “Sadakat henüz tanımadığın eşini düşünerek beklemektir.”


7 Nisan 2018 Cumartesi

Bir Kitap İncelemesi: Sefer Darıcı "Sübliminal İşgal"


Sefer Darıcı adlı yazarı izlediğim Öteki Gündem adlı programda duydum ilk olarak. Daha sonra bu kitabını gördüm “Sübliminal İşgal”. Kitap gerçektende algı oyunlarının nasıl yapıldığına dair çok güzel örnekler, sembollerle nasıl insanların beynine oyunlar yapıldığını göstermekte. O kadar tahmin edilmeyecek reklamlar, fotoğraflar altında o kadar anlam yüklü algı oyunları, sübliminal mesajlar var ki ilk okuduğunda ‘hadi canım’ diye tepki veriliyor gerçektende. Beğendiğim, ilgimi çeken alıntıları paylaşmak istiyorum şimdi sizlerle.
1-      İkna edici mesaj stratejileri:
Kapıyı aralama
Kapıyı Kapama
Gitgide artan ricalar
Sadece o değil
Evet- evet
Acaba değil hangi
Soruya soruyla yanıt verme
Yer etme
Borca sokma
Önce ver sonra geri al
2-      Kadınlar kapitalist sistemde önemlidir, çünkü tüketicidir.
3-      Mc Donald’s firmasının renklerinin sarı ve kırmızı olmasının sebebi insan beyninde bu iki rengin en fazla iştah açan renkler olduğunun ispatlanmasıdır.
4-      USA Rice Federation, geçtiğimiz Ramazan ayında İstanbul’daki otobüs, metrobüs duraklarını, içlerini reklam afişleriyle donattı. Afişlerin sloganı aynen şu : “Ramazan Sofralarının Vazgeçilmezi: AMERİKAN PİRİNCİ.”
5-      Tek tek sayılıp kesin bir rakam verilmesede insan beyninde yaklaşık 100 milyar civarında nöron ve sayısız bağlantı olduğu tahmin edilmektedir. İşte bu nöronlar sayesinde bilgi alışverişi ışık hızında gerçekleşir. İnsan yaşamı boyunca en fazla sahip olduğu kapasitenin %8-13 kadarını kullanabilmektedir.
6-      İnsan beynini temsil edebilecek bir bilgisayar yapılmak istense, bu bilgisayarın modern teknoloji kullanılarak, mikro ölçekteki parçalarla dahi yerküremizden daha büyük bir alanı kaplayacağı hesaplanmıştır.
7-      Bir oran vermek istersek bilincimiz beynimizin %5’ini, bilinçaltımız ise %95’ini oluşturuyor.

Son olarak şunu demek isterimki yazı yazmaktan ve okumaktan asla vazgeçmeyin. Bir de beğendiğiniz, ilginizi çeken yerleri mutlaka çizin, not edin bir yerlere.

29 Mart 2018 Perşembe

Stream of Sins


It was a long time not to see you in my vision. You were lost for months, for years. Many disasters passed over me and you never seemed to cope with them together. People were taking drugs to make themselves feel relax with unreal lives in social life. They were getting more and more sluggish. After months, I went outside to analyze people’s epiphany from my own point of view. One day, the boy suddenly came towards me and said to me to find who I am. He always told this until I bought bread to eat and arrived home. Bread was unusual for me. I have never eaten since you have lost. My body was about to destroy before reaching the real creature. The death knife was coming towards me. If I was killed with it, I was going to be destroyed forever. There was no hope. Hope was hurting. I kept my belief down and tried to end this unnecessary life story. At that moment, you showed me up yourself again. The clues of life I have became alive once more. You were my source. You were my target. I started to have a real life when I make my way to you. Dead life came to an end so the life was just starting with new reformations. I found a job and built a land on which people got rid of their busy world life and reach to their own personality. You were always with me, as well. You put the way the formal businesses. Happy land was a perfect creation with you. Every day we would start with a magnificent breakfast and then we would get the job. Today after the day was better. Priority was characterization and also interaction of our souls with sincerity. Our customers were always old or seemed old. Just some of them were young. The kid I talked before you turned back was also coming to the happy land. He always kept telling his questions in the long run. However I never answered and never listened to him. After passing a few days, I learnt that the kid had died in a car accident deliberately. This circumstance woke my question up from the kid’s death. “Who am I?” At those times, you always asked questions related to what happened and what made me so sad. I did not utter anything. Words wanted to escape from my mind. My conscious did not find an answer for this. It was like it was gone. I was unconscious. Angels, superior creators wanted me to give this an end.
As soon as I focused on answering the question so much, you were disappeared again. This made my way to eternity. Devastations occurred again and again. The happy land we formed was vanished suddenly without any destruction or fatal disaster. As long as time passed, I realized the only truth. The thing I did not have for a long time was my conscious. It abandoned me. When you left me for the second time, it was your disappearance from my mind forever. You never existed again after you died. You were dead, yeah. Moreover, it was me who killed you, slaved your soul. I was depressed in my loneliness because of my regret and unconsciousness. I was just trying to make myself feel relax with your vision, your dream. The place we built the happy land was your cemetery. All the customers were the dead ones. The kid I talked was really alive and he tried to make me turn to my own reality. Meanwhile, when I noticed all of these, I understood one thing that I was living in my own hell because of sins I committed. The outcome was highlighted in my mind: I got what I deserved.

24 Ocak 2018 Çarşamba

BEN DE BU AİLEDENİM!



Seçmeler arası yapılan bir açıklama bana hayallerimi gerçekleştiremeyeceğim yönünde bir düşünce verdi. Kafamda kurduğum dünyam aslında bunun bir yanılsama olduğunu ve gerçeği göremediğimi söylüyordu. Başkalarının yargılarının beni yönlendirmesine izin vermemem gerektiğini not ediyordu. Mesai saatleri geçip kapılar yüzüme kapandığında geriye bir ben bir de içimdeki dünyam kaldık. İki arkadaş yaşamaya devam ettik bir süre daha. Odamın köşesinde beni bekleyen kağıdım boş kalmaktan kalemime küsmüş, simsiyah bir renge bürünmüştü. Elimi şöyle bir dokundurduğumda hayallerimi paylaştğım, anılarımı, sevincimi, üzüntümü sohbetle gösterdiğim o satırlar bir anda canlanıverdi gözümde. Başına oturmamla kalemimin elimden düşmesi bir oldu. Kalemimle barışık değiliz artık. Satırların üzerinde uykuya dalmışken dünyam bana uyanmam gerektiğini kapımın çalması beni birazdan hayallerime adım attıracağını söylüyordu. Gelen tebligat yüzüme kapanan kapıların tekrar açılmaya hazır ve dünyamı artık dışarıya yansıtmamın vaktinin geldiğini söylüyordu. Heyecandan ne yapacağımı şaşırmıştım. Adrenalin hat safhadaydı bedenimde. Kapanan kapılar şu an tam önümdeydi. Gözlerim artık gerçeğe, olmam gereken yere bakıyordu. Ben de artık bu ailenin bir neferiydim, üstümde büyük bir onur taşıyordum. Çok şükür ki olmam gereken yerdeyim :  Türk Silahlı Kuvvetleri.

GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM/Yeşim Korkmaz

 GELECEKTEKİ DÜŞÜNCELERİM Ben gelecekte istediğim iki meslek var. Birincisi subay olmak diğeri ise avukatlık. Ama bu aylarda daha çok avukat...